MGT *Az Durun Hele

Yayınlandı: 18 / 01]Yazar: GÜNAY TULUN

 

İzninizle birazcık geçmişe döneceğim. 
A Kal Pe iktidarının o koyu “sınırsız monarşi” günlerinden birini daha yaşadığımız malum günlerden birine… Yanılmıyorsam 2009 başı ya da 2008’in sonlarındayız. Aşırı tutkuyla bağlandığı koltuk sevdası yüzünden ülkeme çok zarar veren ama son demlerinde aydınlanıp birçok konuda doğru işler yapmaya çalışan rahmetli Süleyman Demirel bir seyahatten dönmüştür. Çevresi gazetecilerle doludur. Gazeteciler Demirel’i yakalarlar da sormadan dururlar mı? Durmazlar tabii… Onlar da sormuşlar:
– Ülkenin gidişatını nasıl görüyorsunuz?
Cevaplamış: Size bir fıkra anlatayım, varın durumu siz çıkarın. 

O fıkrayı bildiğim kadarıyla anlatıyorum. 
Aynen Demirel’in söylediği gibi ben anlatayım, ne demek istediğimi siz anlayın. 

Dönem Osmanlı yılları… Ünlü bir kadı var. Ya lakabı ya da adı Karakuşi… Ünü cebellezi sevdasından geliyor. Beğendiği her şeyi hakkı olmadığı hâlde kendisine mal etmeye, araklamaya meraklı biri… İşte o kadı, bir gün, bir fırının önünden geçerken iştah açıcı bir koku duyar. Fırına dalıp “Bu koku da ne?” diye sorar.
Fırıncı: Ördek güveç!
Kadı bakar ki gerçekten de güveç kabında nar gibi kızarmış bir ördek var, ağzı sulanır. Canı fena hâlde çeker ve ister: “Ver hemen!”.
İtirazın nelere mal olacağını bilen fırıncıdan, güveç tenceresini alır ve gider. 

Bir süre sonra, tencerenin sahibi fırına gelir.
Adam: Güveç kabını ver!
Fırıncı: Yok ki!
Adam: Sen ne diyorsun be herif, nasıl yok, ördeğime ne oldu?
F
ırıncı: Uçtu! 

Bu cevap kavgayı ateşler. İki taraf kıyasıya yumruklaşırken araya Hristiyan vatandaşlardan biri girip ayırmaya kalkar ama itiş kakış sırasında fırıncının elindeki kısa kürek adamın gözüne çarpar. Adamcağızın gözü çıkar. Fırıncı “Artık öldüm ben!” diye bağıra bağıra kaçmaya başlar. O kaçar, Hristiyan vatandaş kovalar. Önlerine bir duvar çıkar. Fırıncı öte tarafa atlarken hamile bir kadının üstüne düşmez mi! Kadın, düşmenin yarattığı şiddet ve korkudan hemen oracıkta düşük yapar. Kadının durumunu gören kocası da fırıncının peşine düşer. Kovalamaca sırasında bir de Yahudi vatandaşa çarparlar. O da sinirlenip bunları takibe başlar. Derken duruma şahit olan birileri zaptiyelere haber verir. Hepsi derdest edilip bizim kadının huzuruna getirilir. Uzatmayayım, duruşma hemen başlar. 

Ördeğin sahibi: Bu adam ördeğimi iç etti!
Kadı, fırıncıya döner: Adamın ördeğini ne yaptın?
Fırıncı: Kendisine de söyledim, uçtu!
Kadı, kara kaplı hüküm defterini açıp bakar ve:
– Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar uçar demek olduğuna göre ördeğin uçmuş olması suç teşkil etmez. Beraat! 

Hristiyan vatandaşın şikâyeti için de hüküm defterine bakar ve sesli okur:
– Bir Müslüman bir gayrimüslimin iki gözünü çıkarırsa o Müslüman’ın tek gözü çıkarılmalıdır. Bu hükme göre, şimdi fırıncı senin öbür gözünü de çıkarsın ki biz de onun bir gözünü çıkarıp cezasını verelim.
Tabii ki Hristiyan vatandaş da hemen şikâyetini geri çeker.

Yeniden hüküm defterine başvurur. Düşük yapan kadının kocasına dönüp:
– Karını fırıncıya ver ki, o da düşen çocuk yerine onun karnına çocuk koysun!
Hükmü duyan adamda şafak atar. Tabii ki o da şikâyetinden vazgeçer.

Kadı bu kez Yahudi’ye döner ve “Anlat da” der “Senin meseleye de bir hüküm verelim. Şikâyetin nedir?” 

Yahudi çaresizlikten ellerini iki yana açar: 
– Kadı Efendi, ne desem ki? Adaletinle bin yaşa!  

Demirel fıkrayı noktalamış:
– Ananı öpen, kadıysa, kimi kime şikâyet edeceksin?
Bugün ülkenin durumu aynen bu! Tamam mı! 

Şimdi bana bakıp da “Bu kıssadan hangi hisseyi çıkardın?” diye soracak olursanız “Az durun hele!” derim. “Hele az durun da kara kaplıya bir göz atayım.”. 

– Hey! Beklesenize…
– Nereye gidiyorsunuz? 

– Kaçmayın! 

 

Günay Tulun

Yorumlar kapalı.