Büyük Dost ve Muhteşem Müttefik: Çirkin ABD* bizimle yine kafa bulmaya başladı. Başladı demek yanlış, hiç durmadılar ki! Türkiye’den ABD’ye gitmek isteyenlere ülkemizdeki konsolosluklardan vize verilmesi durdurulmuş. “Gidin, komşu ülkelerden alın!” diyorlar. Yani Yunanistan’dan, Kıbrıs’ın Rum tarafından, Ermenistan’dan, Romanya’dan, Gürcistan’dan alacakmışız. Eziyete bakın!

Vize patırtısının çıktığı gün, olayları analiz eden bir yazı yazmıştım. Otomatik yayında gecikme olunca yazdığım o yazının hiçbir değeri kalmadı. Çünkü CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yazdıklarımı bir fazlasıyla dile getirdi. Beşiktaş ve Ampute Millilerimizi bile unutmadı. Yalnız kibarlık edip Recep Bey’in, her zamanki gibi doğruları çarpıtan demecinde Beşiktaş için söylediği “Ulan!” sözcüğünü es geçti. Ne demişti Recep Bey; “Saha Beşiktaş’ın mı ya? Ulan bizim verdiğimiz paralar ile yaptılar!”. İfade ona çok yakıştı ama baştan aşağı boş laftan ibaretti. “Spor Toto Teşkilatı”nın adının canlandırılması adına yapılmış bir sponsorluk anlaşmasından başka devletin hiçbir dahli yok! O da harcanan paranın yanında devede kulak… Neyse sonuçta yazımın hükmü kalmadı. Yayınlatmadım. Yayınlansa Sayın Kılıçdaroğlu’nun söyledikleriyle benzer olacak, içime sinmeyecekti. 

Bir süre sonra yazıyı yeniden yazmaya başladım. Bu kez de önüme Recep Bey engeli çıktı. Öyle sözler söyledi ki, ne yazma ne okuma ne de haber dinleme isteğim kaldı. Özeti şuydu: “Vize kararını ABD’nin Türkiye büyükelçisi almış.”. 

Recep Başkan hem sert atar görünüyor hem de mümkün olmayacak bu hayali bahaneyle ilginçleşiyordu. Tabii ki tekzibi hemen yedi. Yerken de birçok ülkenin yetkilileriyle Türkiye sevmezlerini düştüğümüz duruma güldürdü. A kal P ve oy birlikçileriyse bu komik durum karşısında; çatık kaşlar, sert bakışlar ve iddialı hakaretlerle çok ciddi durdular. İçlerinden bir Allah’ın kulu çıkıp da “Hele durun bakalım! Ülkeler arasındaki ilişkiler hakaret, küfür ve bağırıp çağırmayla yürütülemez. Yürütülebilseydi, bunu Recep Bey’den çok daha iyi yapan Yıldırım Bayezid becerirdi.” demedi, diyemedi. 

Ne demişti I. Bayezid: Ey Timur denen kuduz, kâfir, soysuz köpek!..
Demişti de sonra ne olmuştu?

Osmanlıcılar, Yeni Osmanlıcılar, Padişahçılar bunu mutlaka iyi bilmeli. Yoksa kaç para eder onların Osmanlıcılığı, Yeni Osmanlıcılığı, Padişahçılığı… Bilmeyenler Bayezid’ın nasıl öldüğüne, Fetret Devri’ne, kardeş kavgalarına, ölümlerden ölüm beğenmeye ve Osmanlı’nın ne denli gerilediğine bakabilirler.

Siz, Hürriyet gazetesi yazarlarının “Her yanlış işi danışmanları yapıyor, Reis Bey yapmaz!” figürü saçan yağ kokulu ıslak yazılarına da aldanmayın. Ülkede Recep Bey’den habersiz hiçbir iş dönmüyor. Danışmanların bu işte dahli yok. Recep Bey’e hiza verici laf söylemekse kimsenin harcı değil. Buna ancak ve ancak gerçek devlet adamları cesaret edebilir. O da biz de kalmadı gibi…

Bir şiirde demişim ki! 

Bir kez koklarsın aynı havayı
Bir kez yıkanabilirsin akıp giden suda 
Zaman da su gibi akıp gider
Marifet ders alanda… 
Tarih tekerrür etmiyor aslında
Baki olan ahmaklıktır, unutma
Gel beni yönet demeseydin zalimle hırsıza
Tarih tekerrür eder miydi acaba?

Ders alacak bir akıllı bulunmadı diye şu güzelim ülkemin düştüğü hâllere bak! 
Recep Bey dahil atıp tutan herkesin söylediklerinin arkasında, sağında, solunda “Aman abi! Yapma be abi!” teranesi var. Gazetelerimizin hâlleriyse ayrı komedi. İlk günkü manşetlere bakın; ağlama, yalvarma duvarını horoz rolüyle aşmışlar: 

Haber Türk: Nato Müttefiki Türkiye ile ABD Arasında Büyük Kriz: Soğuk Savaş… (Kazık yedikçe müttefikliğe sarılırsan ağlama duvarını bile yağlarsın. Müttefikmiş, ne müttefiki? ABD’nin yaptıkları müttefiklik mi bıraktı? Hâlâ var derseniz insaf!

Milliyet’inki de ondan farksız: Kabile Devleti Değiliz! (Recep Bey’den başka kim kabilesin dedi ki? Bize kabileliği yakıştıran da yapıştıran da Recep Bey.

Vatan: Üzüntü Duydum! Erdoğan ABD’nin Vize Kararına Tepki Gösterdi. (Ne beklerdin ki, “Kendim ettim kendim buldum”un “Ben ederim Türkiye bulur” versiyonunu hâlâ mı gözlerden kaçırma gayretindesiniz? Üstelik adamlar çok önceden, “vize koyacağız” diye resmen haber bile vermişler.

Türkiye: Erdoğan’dan ABD’ye Vize Mesajı Kabile Devleti Değiliz! (Recep Bey kabile olduğumuzu ilan edip duruyor. Dışardan görünümümüz de aynen öyle…)

Takvim: İstinye Kuşatması! (Hayda! Takvim gazetesi savaşı başlatmış bile!

Star: ABD’de Suçüstü Paniği. Kabile Devleti Değiliz! (Allahaşkına bir kezcik de olsa inandırıcı bir manşet atın! Gazetenin burnu olsa Pinokyo’yla yarışırdı.

Sabah: ABD’ye Aynen Cevap Verdik! (Duyan da olağanüstü bir şey yapıldı sanır. Neden aynen? Diplomasi İngilizcesini bilen diplomatlarımızın hepsi hapiste mi?

Posta: Kabile Değiliz! (Kabileliği Reis’ten başka bize yakıştıran oldu da biz mi duymadık?

Akit: Türkiye Kabile Değil Hukuk Devletidir. (Yapma ya! Buna sen de inanıyor musun? İnanıyorsan neden ülkedeki insanların yarısından fazlasına küfür kâfir girişiyor ve hakkında dava açıldıkça adını değiştiriyorsun?)

Hürriyet: Talimatı Ben Verdim. Son Derece Üzüntü Verici. Kabile Devleti Değiliz. (Yalnız biz değil, dünyadaki sağır sultanlar bile ülkemizde kimin talimatıyla iş yapıldığını biliyor. Sen, ülkenin bakanı için “Benim bakanımı çağırıp, aynen cevap verin!” talimatını verdim.” cümlesini ancak bir kabile devletinde ya da dikta rejiminde kurabilirsin. Bunu sürekli tekrarlamaya, üzüntüden söz edip ağlama duvarına tırmanmaya ne gerek var? Recep Başkan’dan başlayarak ona ram olmuş herkesin “Kabile kabile kabile” şeklindeki konuşma ve uygulamalarını göre duya “Tiranik kabile devleti” olduğumuza inandım.

Televizyonlarda bir dolu tuhaf fikir uçuşup duruyor. Hepsi Recep Bey’e ayarlı cümlelerle dolu. Amerikan gazeteleriyse Erdoğan’ın Zarrab konusunu gözlerden kaçırarak gündemden düşürmek için Suriye’ye girip ülkesini savaşa sürükleyebileceğini bile yazıyorlar.

Neler döndüğünü bizim gibi gariban vatandaşlar işitmiyor ama Wikipedia’ya Türkiye’den erişimin, ucu Recep Başkan’a dokunan “Suriye İç Savaşı’na yabancı müdahalesi” ve “Devlet destekli terörizm” konulu sayfalar nedeniyle engellendiğini bilenlere göre durum ülkemiz adına vahim! 

Grubumuza ait Google sitesine girerken New York Times’ın Erdoğan hakkındaki yazılarına rastlıyorum. Öylesine ağır ifadeler öylesine ağır suçlamalar var ki ülkem adına inanılmaz bir şekilde üzülüyorum.

Bu arada Recep Bey’in Ukrayna’daki basın toplantısında uyuduğu ve Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın onu uyandırmak için masaya birkaç kez vurduğu görüntüler internete düşüyor. Recep Bey o sırada ailesiyle Sırbistan’a uçmuş, Sırbistan’la kırmızı et alım konusunda hayli yüklü ve maliyeti Türkiye için oldukça yüksek bir anlaşmaya imza atarak ülkesini bağlama gayretinde… Sırbistan’a acaba ne karşılığı, amiyane tabirle bu kıyağın yapıldığını kimse bilmiyor. Aklı erenlerin aklındaysa “Yunan’a ne karşılığı peşkeş çekildiği hâlâ meçhul olan 18 adamızla 1 kayalığımız” var.

Beyefendi, ülkemize döner dönmez, doğruları söyleyen Sayın Kılıçdaroğlu’na en ağır sözcüklerle hücum ediyor. Hakaretin bini bir para…
YYKY’leri de onun arkasından vokal yapıyorlar.

Tüm bunları düşünürken, aklıma bir yazımda kullandığım bir cümle geliyor.
“Şaşkın kartal karıncaya yem olur!”.
O yazıyı okuyanlar ne demek istediğimi anlamışlardır.

Daha ne yazmamı isterdiniz ki?
Başka bir şey yazacak hâl mi kaldı?
Allah ülkemize ve halâ uyuyan milletimize acısın!  

 

*
*
Günay Tulun
Reklamlar