Bir süredir yazmıyorum ya bir grup okur, hem bunun nedenini hem de yaşananlar hakkındaki düşüncelerimi soruyor. Sıradan bir vatandaşın yazdıklarının okunması, hatta merakla beklenmesi; teşekkür, minnet ve itaatla karşılanması gereken bir olay. Nasıl ki askerlikte emir demiri kesiyor, bizim bu işte de okurun ricası o demiri kestiren emrin ta kendisi oluyor. Okur söyleyince akan sular duruyor. 

NEDEN YAZMIYORUM
Dönem dönem kalemime yapışan bu yazma isteksizliğini son yıllarda sıkça yaşar oldum. Hepsinin nedeni tek. O da iç siyasetten ölesiye tiksinmemden başka bir şey değil. Eğer “Yandaş, Yoldaş, Koldaş, Yağdaş” takımından değil, ülkesini seven ve doğruları dile getirmekten korkmayan biriyseniz yaşananlar karşısında mutlaka dehşete kapılıyor, aynı tiksintiyi duyuyorsunuzdur. Aksi mümkün değil. 

İktidarın nimetlerinden yararlanan tipler; her gün televizyonlarda kin kusuyor, yalan üstüne yalan söylüyor, iftiradan nifağa, hakaretten küfre uzanan gem almaz bir seviyesizlikle sınırsız monarşinin keyfini sürüyorlar. Vatansever kesimi korku batağına iterek ülkeyi bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Bunun adının istibdat olduğunu bile anlayamayan, okuyup araştırmayan, olayları sorgulamadan yalnızca ikbale dönük yaşayanlar; tek hücreli canlılar gibi hareket ediyorlar.

“Büyüklerimiz bilir!” saçmalığına sığınmış geniş bir kesimse devekuşu olmanın tarif edilmez mutluluğunu yaşıyor. “Mademki ülkelerini ilgilendiren hiçbir şeyi görmüyor, duymuyor, dile getirmiyorlar mademki akıl ve vicdanlarını emanete vermişler, o hâlde seçim günü gelip çattığında da oylarını onların yerine büyükleri kullansın. Nasılsa büyükleri biliyor, onların yerine büyük dedikleri kişi ve kişiler düşünüp konuşuyorlar.” fikri, insanın aklına saplanıp kalıyor. 

QUO VADİS’DE NEYİN NESİ
Quo Vadis*, 1905 “Nobel Edebiyat Ödülü”nün sahibi Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz’in kimine göre 1895 kimine göreyse 1896 yılında yazdığı tarihî romanın adıdır. Birkaç kez sinemaya da uyarlanmıştır ki bunların da en ünlüsü 1912’de sessiz, 1951’de de sesli olarak çekilen ve romanıyla aynı adı taşıyan filmlerdir. Sözcüğün aslı Latincedir. Türkçe anlamı “nereye, gidişin nereye, gidişiniz nereye, nereye gidiyorsun, nereye gidiyorsunuz”dur. 

Makale başlığı olarak dünyada en fazla kullanılan sözcükler listesinin başlarında yer alır. Genelde, siyasi tatsızlıkların arttığı, iktidarların tökezleyip halka baskıyı arttırdığı, ülkelerin iç birliğinin sarsılmaya başladığı ve ekonominin kötüleştiği günlerin başlığıdır. Konuşma Türkçesiyle yazmaya gayret eden Türkçe âşığı biri olarak, bu Latince sözcükleri seçip kullanmam, o sözcüklerin tüm dünyada bu tür olayların simgesi olarak kabul görmesindendir. 

Sienkiewicz’in romanı; iktidarının ilk yıllarında halkın büyük sevgisini kazanan, aslında her şeyi kendi iktidarı için yaptığı hâlde elit tabaka dahil tüm halkı kandıran, sonunda deliliği tüm çıplaklığıyla su yüzüne çıkan, bizim Neron olarak bildiğimiz Roma’nın ünlü imparatoru Nero’nun dönemini anlatır. “Onun; sarayda halkın vergilerinden elde edilen büyük bir zenginlik ve lüks içinde yaşarken öz halkını yoksullukla inletmesi, belli bir dinî kesime akla hayale gelmeyecek yöntemlerle zulmetmesi, dilediğini hayali suçlar yöneterek yok ettirmesi, bugün aksi tartışılsa da Roma’nın yakılma emrini veren kişi olması” büyük bir aşk hikâyesinin etrafında işlenir. Roman adını, Aziz Petrus’un korkuları nedeniyle görevden kaçarken yolda rastladığı İsa aleyhisselama sorduğu “Quo Vadis domine mi” yani “Efendim nereye?” sorusundan alır. 

QUO VADİS ÖRNEĞİ BİZE NE ANLATIR
Konuyu irdeleyen herkes ne demek istediğimi mutlaka anlamıştır. Bugün, halkın büyük kesimi ile herhangi bir nedenle ismi toplum katmanlarında öne çıkan “basın, iş, sanat, siyaset, spor” erbabı aynen 2086 yıl önceki Neron iktidarında olduğu gibi aldatılmıştır. Hayali suçlamalarla insanların yaşamı söndürülmüştür. Diplomasi yok edilmiş, siyaset hakaret çirkinliğine bulaşmıştır. Cumhuriyet’in tüm kazanımları birer birer yok edilmiş, iktidar tek kişinin ellerine terk edilmiştir. İmparator olma hayalleri de o tek kişinin aklını başından almıştır. Uzatmayacağım, bizi bu tür sıkıntılardan insanımızın üzerindeki ölü toprağını atması, Neron ve Hitler dönemlerinin bir benzerini yaşadığımızın farkında olması yani bilinçlenmek kurtaracaktır. 

TÜRK HALKI TERÖR MÜCADELESİNİ DESTEKLİYOR AMA SİZİ ANLAYAMIYOR
Tek kişilik politbüro ne derse o oluyor. Arkasında muazzam bir koro, hep birlikte küfür üstüne küfür sallıyorlar. Geçen bahaneleri askerdi. Politikalarını beğenmeyen herkes “Darbeci!” suçlamasıyla sindirildi. Ardından erk kavgasına tutuştukları FETÖ ile ayrı düştüler ve karşılarında yer alan herkes FETÖ’cü oluverdi. Şimdi de yanlışları ve bu yanlışlardan kurtulunacak yolları işaret eden herkes PKK’lı olarak damgalanıyor. Bu kesimin, pek yakında “Sen Yunanlısın!” suçlamasını moda yapma olasılığı da var. 

Oysa bugünkü terör mücadelesini de iktidarın Yunan’a hediye ettiği adaların geri alınmasını da Türk olan herkes “ABD, İran ve Rusya’nın oyununa gelinmemesine dikkat çekerek” gönülden destekliyor. Tabii ki desteklemekle Bahçeli türü saçmalamayı birbirinden ayırmak gerek. 

İktidar ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti’nin sade bir vatandaşı olarak bazı soruları sorma hakkına sahibiz ve soruyoruz da:
Quo vadis mea Türkiye, quo vadis? 

İktidarın ülkemizi zora sokan diplomatik ve siyasal yanlışlarını gelecek yazıya bırakıyorum. Bugünkünüyse Sayın Rifat Serdaroğlu’nun bir makalesiyle bitireceğim. Görüşebilmek dileğiyle… 

RİFAT SERDAROĞLU’NDAN: SİZ SADECE CUMHURBAŞKANISINIZ!
Sayın Erdoğan, siz sadece Cumhurbaşkanısınız! Sizin görev ve yetki sınırlarınız Anayasamızın 104. Maddesinde yazılıdır. Bu sınırın bir milimetre dışına çıkamazsınız! Çıktığınız an suç işlemiş olursunuz.
Siz Şah, Padişah, Sultan, Kral filan değilsiniz! İstediğiniz kişiye veya kuruma hakaret edemezsiniz. Hele kendinize yakıştırdığınız “Delikanlılık” var ya, o iş sizin bildiğiniz gibi değil. Gerçek delikanlı kimseye hakarette bulunmaz, küfür etmez. Garibanı, yoksulu korur gözetir. Gerçek delikanlı dokunulmazlık zırhına saklanmaz, devlet gücüne güvenip sağa sola saldırmaz. Gerçek delikanlı namusludur, dürüsttür, haram yemez. Eğer bunları yapmazsa o kişi gerçek delikanlı değil, olsa olsa çakma delikanlıdır. 

Bizim bir atasözümüz var; “Taç giyen baş akıllanır” diye!
Kafanıza taç koyamadık ama, sonuçta Cumhurbaşkanı oldunuz! Artık daha oturaklı, daha sakin, daha efendi olmak zorundasınız. Tüm bunları unutur ve Kasımpaşa bitirimhanelerindeki gibi davranmaya kalkarsanız, toplumdan misliyle karşılık görürsünüz… 

Sayın Erdoğan; son günlerde başta CHP Genel Başkanı olmak üzere herkesi terörist veya terör örgütü işbirlikçisi olarak yaftalıyorsunuz. Kendinizi de “Türk Milliyetçisi” olarak konumlandırıyorsunuz. Gerçek böyle mi?
– En son Papa’nın ayağına gittiniz! Papa, sözde Ermeni soykırımını destekleyen, tüm dünyaya yayan kişi değil mi?
– Herkese ve her ülkeye laf söylüyorsunuz ama İsrail’e gelince tıııısss! O İsrail, sizin deyiminizle “Çocukları öldürmeyi en iyi bilen ülke” değil mi? Kürt devletinin kurulması için Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren İsrail değil mi? Barzani’nin referandumunu tanıyan tek ülke değil mi?
– Bir gram petrol için dünyaya ölümü -açlığı- yokluğu yayan emperyalist ABD ile birlikte milyonlarca insanın ölümüne, vatanlarını terk etmesine sebep olan BOP’un “Eşbaşkanı” siz değil miydiniz?
– 54 bin insanımızın hayatını çalan, 400 milyar dolardan fazla servetimizi boşa harcatan Öcalan ile görüşme emrini veren siz değil misiniz?
– Geçen sene “El Nusra” terör örgütü değildir dediniz, şimdi terör örgütüdür diyorsunuz! Hangisi doğru? Yarın ne diyeceksiniz?
– FETÖ’yü 11 yıl boyunca siz desteklemediniz mi? “Bizim FETÖ ile menzilimiz aynı olduğu için onlara yardım ettik. Ne istediler de vermedik” diyen siz değil misiniz?
– Valilere “Çözüm Süreci boyunca PKK’lıların üzerine gitmeyin” demediniz mi? Sizce kim terör örgütleriyle iç içe Sayın Cumhurbaşkanı?
– Bazı kuruluşlarımızın isminin başındaki Türk kelimesinin kaldırılmasını ve bu kuruluşların Türklüğe yakışmadığını söylediniz! Türklüğün kime yakışıp yakışmadığı konusunda siz uzman mısınız? 

  • “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılarını siz kaldırtmadınız mı? 
  • Tüm okullarda “Milli Andımızın” okunmasını siz yasaklatmadınız mı? 
  • “Ben her türlü milliyetçiliğe karşıyım, Türkçülük yapmak bölücülüktür, Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına aldım” diyen siz değil misiniz? 
  • Kamu kuruluşlarından T.C. ibaresinin kaldırılması için emir vermediniz mi? 
  • “Ben Gürcü’yüm, eşim de Arap”tır diyen siz değil misiniz? 

Sayın Cumhurbaşkanı; Lütfen son bir aylık konuşmalarınızı tekrar okuyunuz. Gittiğiniz yol yol değil! Bu tutumunuzla Türk Devletine de Türk milletine de çok zarar veriyorsunuz… 

 

 

Günay Tulun

Bu hikâyenin tamamı şöyledir. Hristiyanlığı yaymakla görevliyken çarmıha gerilme korkusuyla Roma’dan kaçan Havari Petrus, yolda hale ve hareler içindeki İsa aleyhisselama rastlar. Ona “Quo Vadis Domine mi yani Efendim, nereye gidiyorsunuz?” sorusunu sorunca İsa aleyhisselamdan sitem dolu bir şekilde “Roma!” karşılığını alır. Petrus şaşırarak yeniden sorar “Qvod yani neden?“.  Cevap acıdır ve özetlersem “İkinci defa çarmıha gerilmek için.” mealindedir. Bunun üzerine, daha sonra ülkelere göre “Petri, Petrus, Pietro, Peter” adlarıyla aziz ilan edilecek olan Petrus, ağlayarak kaderine yani Roma’ya dönmüş, yakalanarak baş aşağı çarmıha gerilmiştir.

Quo Vadis sözcükleri, Yuhanna İncili 16/5’te şu şekilde geçer: “At nvnc vado ad evm, qui me misit, et nemo ex vobis interrogat me Qvo vadis?” yani “Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana nereye gidiyorsun diye sormuyor.”

Reklamlar