Bu hafta, 27 mayıs 2013’te başlayan, “A Kal Pe Genel Başkanı”nın, kendisine ölümüne bağlı güç odaklarına “şiddet” emretmesiyle tek yanlı kanlı olaylara dönüşen, ünlü “Gezi Olayları”nın beşinci yıldönümü…

BİLİNEN DÜNYA TARİHİNDEKİ “BİLİNEN EN NEZİH EN BARIŞÇIL EN ASİL EYLEM”
Gezi, “bilinen dünya tarihinin bilinen en nezih en barışçıl en asil eylemi”ydi. Eylemciler, polisi yönlendirdiğini göğsünü gere gere açıklayan devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve taraflı tarafsız herkesin ne anlama geldiğini hemen anladığı “24 saat içinde bitirin!” emrini hak etmemişti. Yaşananlar iktidar karşıtı da değildi. Tipik ama o güne dek bizde pek nadir görülen; tarihi, doğayı, insanı ve Gezi Parkı’ndaki diğer canlıları koruyucu bir eylemdi. Hiç ama hiç şiddet barındırmamıştı. Yüksek karakterli, kültürlü ve barışçı gençlerle başlayan, yine onlar gibi yüksek karakter taşıyan her yaştan insanın artarak katılımıyla süren muhteşem bir eylemdi. İnsanların, Beşiktaş üzerinden akın akın Taksim’e gidişini hiç unutmayacağım.

BİRİSİ GÜZELLEMELER SUNUYOR ÖTEKİ ÖLDÜRÜYOR
Bu güzel insanlar, aralarına katılmaya çalışan tüm provokatörleri de engellediler. Recep Tayyip Erdoğan’ın savaşçıları, bu güzel insanların üzerine; gaz bombası, plastik mermi, zaman zaman da kurşun sıkarken, onlar aynı polise yemek ikram ediyor, çay sunuyor, çiçek veriyor, nöbetleri sırasında kitap okuyorlardı. Kendi aralarında müzik de yapmışlardı. Kütüphane kurmuş, sessizce oturup kitap okumuşlardı. Beş vakit namazlarını da aynı alanda eda ediyorlardı. Binlerce kişi Miraç gecesini de Gezi Parkı’nda kutladı. Gaz sıkan polisler de dahil olmak üzere Taksim’deki herkese, gün boyu kandil simidi ikram edildi. Kur’an-ı Kerim tilavet olundu. Hem eylemciler hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur, mutluluk ve sonsuza dek bekası için dualar edildi.  

TAŞERON TOPBAŞ’IN MİLİSLERİ
Bu arada, aslında Recep Tayyip Erdoğan’a ait olan ama emirleri taşeron Kadir Topbaş’tan alan belediye zabıtaları da provokasyonculuk oynuyordu. Provokasyon yapıp milleti provoke edeceklerdi ki daha sonra “Bunlar şöyle şöyle yaptı!” diye bire bin katıp suçlayacaklardı. Oysa Allah onların oyunlarını ayaklarına doladı ve tüm oyunları ortaya döküldü. Her şey kameralara yansımıştı. Başkalarına ait çadırları yakıp ellerine geçirdikleri gençleri kin kusarak öldürürcesine döverken kameralara yakalandılar. Yakalandılar da ne oldu? Bu zabıta memurları, adalet dağıtıcılarının adaletsizlikleri yüzünden, kendileri gibi düşünen polis ve “A Kal Pe'” militanlarıyla birlikte hâlâ “Sokakların Efendisi”ni oynuyorlar.

GAZ MASKELİ POLİSTEN GAZ MASKELİ VATANDAŞA KURBANLIK MUAMELESİ
Gaz maskesi takan polis, eylemler sırasında ve eylemler bittikten sonra bile uzun süre “yolda, vapurda, otobüste, kafede, akla gelen her yerde” sık sık üst ve çanta araması yaptı. Gaz maskesi, limon, süt, ayran, pet su şişesi taşıyan herkesi tutukladı. Onları taşımak suç değildi. Suç olmadığı gibi gaz sıkma ve atma işi o denli abartılmıştı ki insanlar iş yerlerine sızan gazlar yüzünden çalışamaz hâle gelmişti. Gözleriyle ciğerlerini korumak için de o maskeyle o maddelere ihtiyaçları vardı.

OLMAYANA ÖVGÜ OLANA SÖVGÜ METODU
Bu arada, olmamış eylemler de olmuş gibi toplumun önüne atıldı. Bunların başında “Kabataş Olayı” geliyor ama bir dosta söz verdiğim için o konuya yeniden girmiyorum. Yalnız Recep Bey’in sözünü yerine getirmesini bekliyorum. Demişti ki: “Bu cuma günü Kabataş’ta yaşanan olayların o çirkin görüntülerini açıklayacağız.” Aradan “5 yılın tüm cumaları” geçti, onun “bu cuma”sı hâlâ gelmedi. 

Merak o ya! Gerçekleşmesi imkânsız konularda anlattığı masallarla verdiği sözleri yazsak acaba kaç ciltlik defter tutmuş olurduk? 
Örnek mi? Hadi devam edelim.

Camiye ayakkabıyla girdiler, camide içki içtiler iftiralarıysa ahlaksızlığın zirve yaptığı olaylardı. İki ayrı yandaş televizyon kanalının yaptığı çekimlerden ilkinde bira kutularının olmadığı açıkça görünüyordu. İkincisindeyse daha sonra çekim ekibince konulduğu söylenen kutular vardı. İktidarın önüne koyduğu ifade metnini reddeden haysiyetli insanlar sürgüne gönderildi. Bu yiğit insanlardan Müezzin Fuat Yıldırım Kayabaşı köyüne, eşi hastanede yaşam savaşı veren İmam Halil Necipoğlu’ysa Zeytinburnu’na sürüldü. Beyoğlu Müftüsü Recai Albayrak da bu furyadan anlaşılmaz bir şekilde nasiplendirilerek Karadeniz Ereğli’ye gönderildi. Oysa o, iktidarı üzmemek için elinden geleni yapmıştı.

VALİNİN ALAYCI EYLEMLERİ
İnsanlar ölür, uzuvlarını kaybeder ve yaralanırken İstanbul halkının iyiliğiyle meşgul olması gereken vali; twitler atıyor, milletle dalga geçiyordu. Örnek mi? İşte örnek: “Gençler, Gezi Parkı’nda kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış, doğru mu? Aranızda olmak isterdim.”. 

“GEZİ PARKI OLAYLARI”NIN BİLANÇOSU
Gezi Parkı bilançosunun resmiyete dökülen kısmı şöyleydi: Çolukmuş, çocukmuş demeden nefesleri bedenlerinden çekip alınan insan sayısı 12, yaralananlarsa 8163… Yaralıların en az 7.000’i kalıcı hasar gördü. Tekrarlıyorum, bunlar resmî rakamlar. Yetkililerce açıklanması istenmeyenler, faili meçhuller, yaralandıkları hâlde polis korkusuyla ortaya çıkmayıp gizlenenler bu bilançoda yer almadılar. Yaralananlardan bir kısmı hayatlarını yarım insan olarak geçirecekler. Eylemcilere bol kepçe sunulan biber gazının kanserojen etkisi olduğu yolunda çok sayıda makale okudum. Bu demek ki, o masum eylemciler, gelecekte de büyük travmalarla karşılaşabilirler. 

NEREDEYDİ
Onların yok edilmesini emreden insan, her zaman yaptığı gibi, önce sessizliğe gömüldü. Çevreyi kokladı ve hoşlanmamış olacak ki, olayların tam da göbeğinde Kuzey Afrika’ya gitti. Söylentilere göre, o ülke yetkililerinin ziyaretten haberi yokmuş. Yani bir emrivakiyle karşılaşmışlar. 

Tüm ailesiyle birlikte servetini de götürmüş olabilir. Kanım, bu yönde… O muazzam servetinse nerede olduğunu bilemem. Katar da olabilir, Rusya da… Azerbaycan da olabilir, Gürcistan da… İsrail de olabilir, Sudan da…

Neyse uzatmayayım, bakmış ki onu hedef alan hiçbir şey yok, olaylar çok çok masumane, işte o zaman kükremiş. Kuzey Afrika’dan; A Kal Pe Hükûmeti üyelerini, İstanbul valisiyle emniyet müdürünü, hatta polisin daha alt kademedeki müdürlerini bile tek tek arayarak; “Eylemcilerin boynu tiz vurula!” anlamına gelen “24 saat içinde bitirin!” emrini vermiş. Bunu sonradan büyük bir marifet olarak kendisi açıkladı. Hem de defalarca… O emrin ardından da silahsız, barışçı sivillere karşı o çirkin katliam başlatıldı.

Bu Kuzey Afrika işi ortaya çıktığı gibi şunun da açıklanmasını isterdim: Bay Recep, 15 Temmuz günü ve gecesi Yeşilköy havaalanına inene dek nerede saklandı. Bugüne kadar söylenenlerin hiçbirinin mantığı yok. Hadi, Bay Binali’nin Ilgaz tünelinde saklandığını “darbe girişimi için kurulan komisyonun 3 Kasım 2016’daki 12’nci toplantısının tutanakları”ndan öğrendik ama haksız yere Kılıçdaroğlu’na çamur atan ve attıran Bay Recep bütün gün neredeydi acaba? 

Bay Recep çoğu kez yaptığı gibi “Gezi Olayları”nın en önemli döneminde de ortadan kaybolmuştu. O kaybolmuştu ama “olayların başından sonuna dek aktif rol oynayan kahraman Beşiktaşlılar, diğer TV kanalları penguencilik oynarken gerçekçi yayın yapan Halk Tv ve Halk TV’nin gazlar içinde yayın yapmaya çabalayan çağımızın Nene Hatun’u Makbule Cengiz, ilk kez Gezi Olayları sırasında tanımak şerefine eriştiğimiz yiğit İhsan Eliaçık ve Antikapitalist Müslümanlar, polisin şiddetine maruz kalan Gezicilere Divan Oteli’ni açan korkusuz Ali Koç ve arkasında dik duran cesur ailesi” dâhil tüm vatanseverler oradaydı.  

KAPKARA KAŞIK APAK TAKLİDİ YAPINCA
Öyle bir iktidarla karşı karşıyayız ki, önce herkes askerî vesayetçiydi, sonra darbeci oldu, bunu hem vesayetçi hem darbeci olma modası izledi. Tam bitti derken bu kez de Geziciler ortaya çıktı. Yıllarca her şeyin sorumlusu olarak tanıtılmaya çalışıldılar. Derken FETÖ diye bir örgütü duyduk. Geziciler; FETÖCÜ, darbeci ve vesayetçiydi. Dış mihraklarla kökü dışarda olma özelliklerini “Geziciler”e eklemeyi unutmuşlardı. Onu da ekleyerek işi bitirdiler. Daha doğrusu bittiğini sandık. Bu bol kepçe suçlamalara şimdilerde katılansa “üst akıl”. Meğerse “Gezi Olayları”nı askerî vesayetçi, darbeci, FETÖCÜ, kökü dışardaki dış mihraklar “üst akıl”dan aldukları emirle yapmışlar. Arada başka suçlamalar da oldu ama onlar yazdıklarım kadar tutmadı.

Kapkara kaşık apak taklidi yapınca bu tür suçlamalara da hazırlıklı olmak gerek.

ÜST AKIL
İzninizi istemeden soruyorum. 

Türkiye’de Bay Recep’ten başka biri üst akıl olabilir mi?

“Onu danışmanları yanıltıyor.” yalanı Bay Recep’in aklına yapılmış en büyük hakarettir. Bu söylem, korkak muhaliflerin laf çaktıktan sonra arkasına kaçtıkları siperdir. Başka şey değil. Eğer “üst akıl” başkasıdır demeyi sürdürecekseniz Bay Recep’in önüne geçip de üst akıl olmaya cesaret edenin kim olduğunu da söyleyin. Söyleyin ki, bu süper kahramanı hem ismi hem de cismiyle tanıyalım! 

 

`

Günay Tulun

Reklamlar