Yazar Arşivi

 

Allah Allah!
Bay Recep, seçim propagandası yapmakla akademik kariyer yapmayı birbirine karıştırmış gibi… En son “Ben herkesin paşasıyım!” demişti. Dün, ekonominin profesörü oldu. Şu anda da “Masalcı Dede” rolünde, bari başarabilse…

Bay Recep’in önce komünistler dediği, sonra da ünlü Türkçesiyle “Ce Ha Pe”ye dönüştürdüğü kişiler, sözde Boğaziçi köprüsü için “Satarız!” demişmiş de Özal “Sattırmam!” demiş. Güldürmeyin Allahaşkına… “Sattırmam!” sözünü söyleyecek son adamlardan biridir Özal… Çünkü o, yastık altındaki parayı ekonomiye katma amacıyla her şeyi satıp savmayı iş bitiricilik olarak görürdü. Zamanın devi Teletaş’ı da bu zihniyetle Fransız Alcatel’e teslim etmiş, Alcatel de büyük rakibi Teletaş’ı bakkal dükkânı seviyesine düşürerek dünya piyasalarından sildirmiş, müşterilerini kendi portföyüne aktarmıştı.  

Satma meraklısı Özal, köprü satışını, bugün var olmayan “Halkçı” adlı bir partinin başkanı Necdet Calp’la birlikte yaptığı televizyon tartışmasında dile getirmişti. Rahmetli Calp “Sattırmam!” derken rahmetli Özal defalarca “Satacağım! Satarım! Satılır satılır!” deyip durmuştu. Durmuştu ama sonuçta satmamış, olayı gelir getirici işleme çevirmiş, hatta döneminde ikinci bir köprü yaptırmıştı. FSM, o dönemin köprüsüdür.

Bay Recep için Allah yardımcısı olsun diyecektim ki, “Yalancı Çoban” şarkısı dilime dolanıverdi. Çocukluğumda Sayın Tülay Tulun’dan öğrendiğim bu şarkılı masalı özellikle yazacağım ki, hem çocukluğumuza gidip eğlenelim hem de 16 yıldır kanıksadığımız yalanın, ne kötü bir şey olduğunu hatırlayalım. 

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde / Bir küçük çoban varmış, yalancılık yaparmış. / Sürüsünü alarak, kavalını çalarak / Çıkmış bir gün kırlara, çiçekli bayırlara… / “Kurt var!” diye bağırmış, köy halkını çağırmış. / Sopayı alan koşmuş, fakat kurt falan yokmuş. / Herkes kızmış söylenmiş, çoban gülmüş eğlenmiş. / “Hepinizi aldattım, kurt falan yoktur!” demiş. / Günler geçmiş aradan, kurt anlar mı şakadan / Bir kocaman kurt dalmış, çobanı korku almış. / “Kurt var!” diye bağırmış, köy halkını çağırmış, / Fakat kimse gelmemiş, yalancıyı kurt yemiş… 

Şarkılı masalın nakaratı da olayımıza pek uygun: 
“Yalancı yalancı sana kimse inanmaz, 
Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz!” 

Bay Recep, hemen her gün, öylesine ekonomi dersi veriyor ki, akla ziyan. Bırakın üniversiteyi, lise diplomasının varlığı bile şüphe çeker oldu. Buna rağmen hâlâ akıl, sır erdiremediğim bir şekilde cumhurbaşkanlığı yapmayı sürdürüyor. Sürdürmesine de göz yumuluyor. 
*
Mitinglerini ve o mitingleri yayınlayan televizyonları izleyen kalabalıklara pervasızca ekonomist olduğunu belirten Bay Recep’in, gerçek diplomalı ekonomist ortağında da bir gariplik var. Adamcağız mesleğini bile söyleyemiyor. “Ekönömi” diyor, ekönömi!.. Al diplomalıyı aktar diplomasıza “çarp, böl, topla” bak bakalım, ne çıkacak?
*
Efendim, “Hem Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervlerimiz hem de döviz rezervlerimiz müthiş artmış” ama beyefendi hazretleri “bunu yeterli bulmuyor“muş. “Daha önce rekor kırmışlar, o seviyeye yeniden ulaşmak istiyor“muş. Hani kendisini överken o övgüyü büyütmek için ufak tefek yergiler yapan “Cin Ali”ler vardır ya, hesap o hesap! Mutlaka kandırılmayanlar da (!) vardır ama biz hemen kandık (!). 
*

Bay Recep çarpıtma işini çok iyi beceriyor. Diploması yok ama “Cin Ali”lik konusunda ordinaryüs olur. Yeni nesiller ordinaryüs unvanını bilmeyebilirler. “Üniversitelerdeki bir kürsüyü yönetmek için bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan ve en az beş yıldır profesörlük yapan öğretim üyeleri arasından seçilen bilim insanına verilen eski bir unvan”dır. İşte bu unvan, bizimkini daha aşağısı kurtarmayacağı için, kendi imzasını taşıyan bir KHK ile yeniden ve yalnızca kendisi için kullanıma açılmalıdır.

Bay Recep diyor ki: İhracatı patlattık.
Gökten yere kadar doğru söylüyor ama asıl patlattığının ithalat olduğunu ve cari açığın bu nedenle Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış düzeye eriştiğini saklıyor. Yani ihracat az, ithalat çok. İhracattan ithalatı düşün, neyi pattıklarını siz de görün. Sonuç ters çıkar, yani eksi yani “kasada açık var, açık!”. Cari açık almış başını gidiyor. Rekor arıyorsanız rekor bu, işte… İhracatın da ithalatın da sıfır olması yani hiç yapılmaması hâlinde bile Türkiye kârlı. Hem de bu kâr tamı tamına 76.8 milyar ABD doları.

Siz asıl övündüğü rezervlerin bu açığı karşılama oranına bakın.
İktidara geldikleri günden bu yana, her şey gibi o da kötüye gitmiş.
İhracatı patlatmışız. Boş versene…
İthalat ihracatı dövdü, dış ticaret açığı 76.800.000.000 ABD doları.
Bu 76.800.000.000 “ABD dolarını Türk Lirası”na çevirmeyi denesenize… Denedim, hesap makinem “error” verdi.

Ondan önce Türkiye’nin dış borcu çokmuş da kendisi sıfırlamış. IMF’yi sıfırlamakla kalmamış borç vermeye de kalkmış ama istememişler“. O “başa geldiğinde 23,5 milyar olan borç bugün sıfır“mış.

Bunlar, içinde mini minnacık doğruluk olan sözler. O zamanlar bize çok gelen o borçları Bay Recep ve avanesini tanımadığımız için çok sanıp üzülürdük. Şimdi sormak gerek: “Efendi, IMF borcunu sıfırlama işini adam gibi anlat da anlayalım.”. Arkasında sakladığın gerçeği neden söylemiyorsun? Vadesinden önce sıfırladın ama sırf şanın yürüsün diye yaptırdığın bu işlem için yüksek faizle iç ve dış borç aldın. Tahterevalli oynadın yani… Biri inerken diğeri yukarı çıktı. 

Bay Recep ve avanesinin zamanında tüm borçlar artmış da artmış… Üstelik yenisini almasa bile her saniye biraz daha artmakta… Ülkeyi faizcilere yediriyorlar, faizcilere!..

Kamu borçları 2002’de 64.500.000.000 ABD dolarıymış, şu an 129.400.000.000 dolar. Toplam borçsa 121.500.000.000 iken 438.449.497.338 ABD dolarına çıkmış. Hem de üretime dönük tek kuruş yatırım yapmamak uğruna… Hem de eldeki üretim araçlarını satıp parasını yok etmek uğruna… Bu rakamlara faizlerini de eklersek, moralimiz onun başkanlık hayali gibi sıfırlanır.

E, hani “Türk Lirası sayesinde ABD Dolarını perişan etmiş“ti.
Hani “ABD’yi korku sarmıştı.“.

Yaptıkları tek şey, yalan dolanla örülmüş propaganda… Enflasyon hesapları bile halkı kandırmaya yönelik. Baktılar ki kimse inanmıyor, önceleri tek haneli olduğunu iddia ettikleri enflasyon rakamlarını bu kez yükseltip % 12 dediler. O da yalan çıktı. Oturup hesapladık, % 33,87… Yani mutfakta yangın var, yangın! Giyim desen onun 2 katı… Minibüs, dolmuş, otobüs, vapur yol ücretleri arttıkça artmış. Düşünsenize taksinin sağ kapısından bin, sol kapısından in 10 TL…

Türkiye’de yetişen üretilen her şeye sırt dönüp dıştan alıyorlar. Tek kuruş yatırım yapmadılar. Varsa inşaat, yoksa inşaat. Onlar da devleti değil yandaşı zenginleştiren cinsten. Hepsi yanlış hepsi doğaya zararlı. Hava akımını, yağmur yağmasını önleyecek yükseklikte, çevresel ısıyı artırıp küresel ısınmayı körükleyen camlarla kaplı, toprağın suyu emmesini önleyen, albenisi yüksek ama ölümcül sonuçlara yol açan cehalet eserleri… 

İnanılmaz bir sanayi hamlesinin yaşandığı atam Atatürk ve İsmet İnönü dönemi dâhil, onlardan sonra gelen “Cumhuriyet Hükûmetleri”nin tüm kazanımlarını da sattı bunlar. Öyle vahşice, öylesine hırsla sattılar ki “Atatürk’ün öz maaşıyla aldığı ve milletine bağışladığı Atatürk Orman Çiftliğini bile Melih Gökçek denen adamla el ele verip perişan ettiler. 

Geçmişten bugüne artacağına, yüksek teknolojiyle çalışan şirket adedimiz 3 kat aşağı düşerek 11’e inmiş. Sularımızın durumuyla ilgili de büyük soru işaretleri var. 

Bunlar başa gelinceye kadar, 1923’ten 2013 yılına dek, tüm Cumhuriyet Hükûmetleri 712.786.903.407 ABD doları harcamışlar. Bunlarla tüm Türkiye’yi “tayyare fabrikaları dâhil” çok sayıda çeşitli fabrika, sanayi tesisi, maden çıkarma ve işleme tesisleri, değişik seviyede binlerce okul, üretme çiftlikleri, yol, barajlar, enerji tesisleri, havaalanları, demiryolları, göletler, köprüler gibi çok sayıda eserle kaplamışlar. Çağdaş düzeyde sanatsal faaliyetler yapmışlar. Bunların AVM yapılsın diye yıktırdıkları camilerle tarihî eserleri onarmışlar. 

Az önce “Yaptıkları tek şey, yalan dolanla örülmüş propaganda!” demiştim ya; tek bir üretim tesisine çivi bile çakmadan, iş yapıyorlarmış propagandalarıyla Türkiye’min zamanını çaldılar. Türkiye, eğitim dâhil her bakımdan geri kaldı. Cumhuriyet’in oluşturduğu tüm değerleri sattılar. Sattılar da utanmadan “Cumhuriyetin yapamadığı her şeyi 2 yılda yaptık, zorla yapabildiklerini de 2 yılda fersah fersah katladık!” yalanlarıyla halkımızın cahil kesimlerini kandırdılar.

Yaptıkları da var tabii… Benim bile birkaç işçiyle birlikte  yapabileceğim türden birkaç kilometrelik asfalt, yandaşlarla derin teşriki mesai sonrası paydaşlık, hanedan oluşturma ve tabii ki hanedanın kullanımı için yazlık, kışlık, baharlık saraylar! İşte tüm yaptıkları bunlar… 

Bu işlerin, Türkiye’m açısından bilinebilen maliyeti  2.094.463.847.069 ABD doları. Üstelik bu rakamlar 16 yıllık iktidar dönemlerinin tamamını kapsamıyor. 14 yıllık sonuçlar… Özelleştirme bahanesiyle ederlerinin çok ama çok çok altında gizli ya da açıkça peşkeş çekilen, değer ve kaynaklarımız bu hesabın içinde yoklar. 

Peşkeş dendi mi aklıma hemen 18 ada ve 1 kayalığımızın Yunan’a hangi nedenlerle peşkeş çekildiğini, ne karşılığı elden çıkarıldığını, bunlardan kimlerin nemalandığını hâlâ öğrenemediğimiz geliyor. Türkiye’me, Osmanlıdan bu yana tek toprak kaybını yaşatıp bunu halktan gizlediler. Haritalardaki “Caber Kalesi-Türk Mezarı”na ne oldu? Bunlar, özellikle de adalar konusu savaş nedenidir.  Müsebbiblerinin idamla yargılanması gerekir. Bunları bile bile bir de başkaları yaptı diye yalan söyleyip, ölmüş kahramanlara pislik atıyorlar. İğrenç bir tarz, iğrenç!..

Tabii ki Bay Recep, tüm bu bilgileri ve daha fazlasını da “okumaz, öğrenmez, kafa sallar tipler”e çarpıta çarpıta anlatıyor ve yutturuyor da…
En çok güldüğüm yurtturmacasıysa kendisinin de inandığı bir şey.
Efendim, Bay Recep, “Ce Ha Pe’nin tek parti devrinde, ilkokulu 75 kişilik sınıflarda okumuşmuş da şöyle şöyle yapmışmış”…  Hem de ilkokulu… Külliyen yalan. 1960’lı yıllarda “İstanbul’un bazı liselerinde” dese “haklısın” diyeceğim ama ilkokul diyor. Üstelik doğmadan 4 yıl önce okumuş.

Agam be, sen o yılları ancak ve ancak esrik bir anında yaşamış olabilirsin. Çünkü o dönem, sen doğmadan tamı tamına 1384 gün önce tamamlanmıştı. “Yaşadım!” diyorsan tıbbi bir olayla karşı karşıyasın demektir. Doğum tarihin 1954 değil mi? Aman Allah’ım, yoksa 1950 öncesi bir Bay Recep daha vardı da öldü ve öldükten sonra 1954 yılında reenkarne mi oldu?
Tam bir psişik felaket!

Böyle bir insanın uzun yıllardır yönettiği bir ülkeden hayır gelir mi? Gelmez tabii…
Peki, böyle birini seçip o ülkenin başına getiren seçmenden?
Buna da o seçmenler cevap versin. 

*
*

Günay Tulun

Reklamlar