Günay Tulun *Atatürk’ün Gözünden Millî Birlik ve Millî Egemenlik

Yayınlandı: 26 / [01] Günay Tulun

*****

Önce tek ve uzunca bir cümle:
Dost ve müttefikimiz, NATO’dan ağabey BOP’tan ortağımız, “Üs değil, tesisdir” deyip kendi kendimizi kandırarak vatan topraklarını emrine tahsis ettiğimiz, filmlerde masum kızılderilileri avlarken yandaşı olduğumuz, ülkesini savunan Viet-Namlıları bombalarken tarafını tuttuğumuz, bayrakları ortaya çıktığında sanki kendi bayrağımızı görmüş gibi sinema salonlarını alkışlarla yıktığımız, sevgililerimizin en sevgilisi Amerika Birleşik Devletleri askerlerinin, 2003 yılında çok ilginç ve çok manidar bir eylemle kendi ülkelerinin kuruluş ve bağımsızlık tarihi olan 4 Temmuz günü; şerefli ordumuzun 11 mensubunun kafasına bizce hiçbir neden yokken çuval geçirip tümünü hapse atması ve ülkemizi yönetenlerin buna seyirci kalması nedeniyle bu olayın rövanşı eşit şartlarla alınıncaya dek hiçbir 23 Nisan’ı kutlamayacağımı beyan etmiştim. 


“Ettin de ne oldu?” demeyin. İlan, uyarı konusunda yapılması gereken önemli bir eylem tarzı. O günlerde herhangi bir karşıt eylemi ne duydum ne de gördüm. Keşke başkaları da yapsaydı. Çünkü 23 Nisan; yalnız çocuklara adanmış bir bayram değil, ulusal egemenliğimizin de simgesidir. 

O dönemde, bugün de hâlâ iktidarda olan A Ka Pe Hükûmeti’nin; cumhurbaşkanından başbakanına, bakanından vekiline, il başkanından çaycısına kadar hepsi konudan haberdardı. Hatta dönemin Genel Kurmay Başkanı, hükûmetten aldığı talimatı askerî komuta çevirip, askerlerimize “İtaat et!” yani “Boyun eğ!” emrini vermişti. 

KUTLAMADIM KUTLAMADIK KUTLATMADILAR: YASAKLI BAYRAMLAR 

Araştırdık: O tarihte 23 Nisan’ı kutlamayacağını yazılı olarak açıkça ilan eden tek kişi benmişim. Bugün gelinen noktadaysa tek değilim. A Ka Pe’nin Cumhuriyet karşıtı stratejisi gereğince diğer millî bayramlar gibi 23 Nisan’da “resmen yasaklanmadan yasaklanmış bayramlar” arasındaki yerini aldı. Yani kutlattırmıyorlar. Son bahane terör. Terör ama bakıyorum da millî bayramlar dışındaki her şey kutlanıyor. 

Bu yazıyı hemen yayınlama niyetinde değilim. Anzakların “Şafak Ayini”ni bekleyeceğim. Bakalım, terör nedeniyle o da iptal olacak mı? Yoksa?..

Evet, yoksa “Şafak Ayini” gerçekleştirilecek ve binlerce Türk de bu törenlere katılacak mı? Bekleyeceğim. 

UMUT FAKİRİN EKMEĞİ 

Kim ne derse desin millî değerler parça parça…
Millî birliğimiz tepe takla ettirilmiş, millî egemenliğimizse Recep Bey’in iki dudağı arasından uzanan diline terk edilmiş.  


Oysa, bir zamanlar bu iki sözcük bizler için ne kadar değerliydi. Bunu, atam Atatürk’ün defalarca dile getirdiğini söylesem ve sözlerinden bir kısmını buraya taşısam fayda eder mi diye düşündüm. Bölünüp parçalanan değerleri bir araya toplamanın çok zor olduğunu biliyorum. Çok çok büyük bir kesimin, hatta kendisinin milliyetçi olduğunu iddia eden kesimin bile ilgisini çekmeyeceğini bilmeme rağmen, belki bir iki kişi çıkar da “Biz ne yapıyoruz?” diye kendisine sorar umuduyla o sözleri bu sayfaya taşıyorum. Umut fakirin ekmeği ya; ye Günay, ye! 


GERÇEK TÜRKLER ve GERÇEK TÜRK MİLLİYETÇİLERİ ATATÜRK’Ü OKUSUN İSTERİM

Atatürk’ün bu iki önemli konu hakkındaki sözlerini, sahte Türklerle sahte Türk Milliyetçilerinin de gerçek Türklerle gerçek Türk Milliyetçilerinin de okumasını çok isterim. Sözler alt alta dökülünce çok uzunmuş gibi duruyor ama okunması birkaç dakika sürüyor. Milletçe okuma özürlü olduğumuzu ve “lay lay lom tarzı” paylaşımları çok sevdiğimizi biliyorum. Yine de biraz sabır göstermenizi rica edeceğim. 

ATA’MIN MİLLÎ BİRLİK ve MİLLÎ EGEMENLİK HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ 

– Gereğince vatan için tek bir fert gibi, birleşik azim ve kararla çalışmasını bilen bir ulus, elbette büyük istikbale hak kazanmış ve adaylığını koymuş bir ulustur. (Yıl 1919) 

– Yabancılar tamamen inanmalıdır ki, Türkiye’de yaşayan millet, başlı başına bütün dünya milletleri içinde müessir bir varlığa sahiptir. Bu giderilemez. (Yıl 1919) 


– Ata’mızın, bir dönem sıkça dile getirdiği söylenen bir dörtlük varmış. Bu dörtlük, Galatasaray’ın 2 nolu kurucu üyesi Emin Bülent Serdaroğlu’nun “Kin” adlı şiirinden alınmış. Şiirin, İstanbul’un işgali sırasında yazıldığını söylersem şairin yazdıklarına da Ata’mın onu ülkemizin işgali sırasında sıkça söylemesine de hak verirsiniz. Şiir olayını bir sonraki paragrafta anlatacağım olayla birbirine bağlarsak, söylenmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu görürüz. 

Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi,
Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini;
Garbın cebin-î zâlimi affetmedim seni,
Türküm ve düşmanım sana, kalsam da tek kişi… 

– İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla “Millî Meclis”e davet etmedim. Herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta, hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağ’ına çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim!… (Büyük Millet Meclisi açılmış, ülkenin her yanından vekiller gelmiştir. Vekillerden bir bölümü Ankara’da yatacakları bir otelin dahi olmadığını görünce umutsuzluğa kapılırlar. Umdukları Yeşil Ordu da hazine de yoktur. Yalnız ve yalnız Mustafa Kemal vardır. Yoksulluğu görüp, geldikleri yerlere dönmek isterler. Bunun çok kötü sonuçlara yol açacağını sezen Mustafa Kemal, kürsüye çıkıp yukarıdaki konuşmayı yapar. Falih Rıfkı Atay’dan – 23 Nisan 1920) 

– Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının umdesi şu iki esastır: İstiklâl-i tam… Kayıtsız şartsız millî hakimiyet!.. (27 Nisan 1920)
 

– Ben her kerameti Meclis’ten bekleyenlerdenim. Bir devreye yetiştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Millet işleri de ancak millî kararlara istinat etmekle milletin hissiyat-ı umumiyesine tercüman olmakla hasıldır. Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve zillet kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine “Ey Millet, sen esaret ve zillet kabul eder misin?” diye sormak lazımdır. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum… Bizim bildiğimiz hakikatler milletçe de tamamen malum olunca, onun kararlar bahsinde de bizim gibi düşüneceği neden kabul edilmemelidir? Ben, bilakis milletin bu hususta daha salim daha kat’i kararlar vereceğine kaniyim. (“Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir: Biri Millet kararı diğeri en ağır ve müşkül şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkı ile lâyık görülen ordunun kahramanlığı” diyen Atatürk’e, Millî Mücadelenin en karanlık günlerinde yanında bulunan sadık yakınlarından gazeteci Yunus Nadi Bey’in ”Her kerameti Meclisten beklemek niyetinde miyiz?” diye sorması üzerine, aldığı cevap – Yıl 1920

– Millî müdafaamızı, düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terk edemeyiz. İstanbul mabetleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz, mücadelemizde devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti pahasına kavuşacağımız huzur ve mutluluğa bin kere üstündür. (Atatürk’ün T.T.B. IV, s. 307 – Yıl 1920) 

– Silahı ile olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf seciyesi istidat ile doludur. (Ankara’daki Maarif Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı açılış konuşmasından – 16 Temmuz 1921) 
 
– Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, millî ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. (TBMM açış konuşmasından – 1 Mart 1922
 
– Milletimiz tek bir vücut gibi gösterdiği sarsılmaz birlik ve gayret sayesinde başarıya ulaşmıştır. (Büyük Zafer Hakkında – 4 Ekim 1922) 

– Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve bu hâkimiyet makamının hükûmetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti derler. Bundan başka saltanat makamı, bundan başka bir hükûmet yoktur ve olamaz. (1 Kasım 1922) 


– Türk Milleti asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (Yıl 1922) 


– Türk Milleti yeni bir iman ve kat’i bir azm-i millî ile yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Millî Egemenlik”ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Millî Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir… (İzmir’de halka hitaben konuşmasından… – 31 Ocak 1923) 


– Efendiler; Bu umde icabı bütün cihan bilmelidir ki, artık Türkiye halkı; hakimiyetini hiçbir şahıs ve makama veremez. Hakimiyet demek şeref demek, namus demek, haysiyet demektir. Bir milletten bu evsaf-ı medeniye ve insaniyesinin terkini taleb etmek onu insanlıktan çıkarmak demektir.(İzmir İktisat Kongresi’ndeki konuşmasından… – 17 Şubat 1923) 


– Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, ilk önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti; hissî, fikrî ve fiilî olarak bütün davranış ve hareketlerimizle göstermemiz gerekir. Bilelim ki Millî benliğini bulmayan milletler, başka milletlerin şikarıdır. Millî varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı, (Karşı duvardaki bir levhayı işaret ederek) bir Türk şairinin dediği gibi: “Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikatı ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, mefkuremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telakki ettiğimiz gün, millî benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her engeli derhâl devirdiğimiz gün, hakiki kurtuluşa vasıl olacağız. (Konya gençleriyle konuşmasından, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c.2, s. 144 – 20 Mart 1923
`
– Bilelim ki kazandığımız muvaffakıyet milletin kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı muvaffakiyetleri, zaferleri ileride de kazanmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım, aynı yolda yürüyelim. (Büyük Zafer’in ardından Anadolu’ya yaptığı ilk gezide halka hitaben… – Yıl 1923) 
– Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat’î mânasiyle millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de eşitliğin de adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde hürriyet sonsuzdur. Ancak onun hududu, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir.” (Yıl 1923) 

– Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. (Yıl 1923) 
 
– Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Hâlbuki asırların yarattığı millî bir ruha, kuvvetli ve daimi bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz. (30 Ağustos 1924)
 
– Bizim Milletimiz derin bir maziye maliktir. Milletimizin hayat-i asarını düşünelim. Bu düşünce bizi elbette altı, yedi asırlık Osmanlı Türklüğünden çok, asırlık Selçuk Türklerine ve ondan evvel bu devirlerin her birine muadil olan Büyük Türk devirlerine kavuşturur.” (“Samsun Ticaret Mektebi”nde öğretmenler tarafından şereflerine verilen çaydaki konuşmasından… – Eylül 1924) 
 
– Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana, nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Arkadaşlarımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı, milletin kendisidir. Milletin müşterek eğilimi, umumi fikri olduğunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alakasız, gafil insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felaketler hiç şüphe etmemelidir ki, bu gafil insanların memleketin talihini ve iradesini ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir. (“Samsun Ticaret Mektebi”nde öğretmenler tarafından şereflerine verilen çaydaki konuşmasından…- Eylül 1924
– Bir topluluğun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eğer bu, her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa onun yokluğuna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlığımızı, bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey değildir. (Atatürk’ün Maarife Ait Direktifleri, s. 21-22 – Yıl 1924) 
– Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler, hakikatı kolay göremezler. O gibiler “Büyük Türk Milleti”nin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. Fakat zaman bütün hakikatleri en geri olanlara dahi anlatacaktır. Milletimizi vehimlerden kendini kurtarmaya muktedir hâle getirmeye çok çalışalım. (Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Millî Eğitim Bakanlarının Millî Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri, s. 27 – 19 Ekim 1925
 
– Millet her türlü iradesini hâkim kılmaya muktedirdir. (Nutuk – 15 ila 20 Ekim 1927)

– Bir millet varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son devirde idare tarzımız, buna pek güzel delildir. Bu sebeple teşkilatımızda millî güçlerin etken ve millî iradenin hâkim olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî Egemenlik… (Nutuk – 15 ila 20 Ekim 1927


– Gerçekleri bilen, kalbinde ve vicdanında manevi ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir değeri yoktur.  (Nutuk – 15 ila 20 Ekim 1927) 

– “Türk Milleti”nin kuruluşunda etkili olduğu görülen tabii gerçekler şunlardır: 
a) Siyasî varlıkta birlik
b) Dil birliği
c) Yurt birliği
d) Irk ve menşe birliği
e) Tarihî karabet (yani tarihsel yakınlık, hısımlık) 
f) Ahlaki karabet Türk milletinin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar diğer milletlerde hepsi birden yok gibidir. Daha umumi bir tarif yapabilmek için diyelim ki; bir topluma millet diyebilmek için bu şartlar, aynı zamanda bütün olarak veya kısmen, bir arada bulunmak lazımdır. Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre Türk Milleti’nde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalaa edilmedikçe, milliyet fikrini umumi ve ilmî olarak tarif etmek güçtür. (Yıl 1930) 
– Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. (Cumhuriyet’in 10. Yılı Nutku – 29 Ekim 1933)
– Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. (Cumhuriyet’in 10. Yılı Nutku – 29 Ekim 1933)
– Bir milletin büyüklüğü coğrafi yüz ölçümü ile değil, yüreğinin asaleti, ülküsünün yüksekliği ile ölçülür. (Macar heyetinin kabûlünde… Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, s. 3 – 1 Ocak 1934

– Bu dünyadan göçerek Türk Milleti’ne veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır: Benim, Türk Milleti’ne, Türk Cumhuriyeti’ne, Türklüğün istikbâline ait ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar edersiniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere durmadan tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk… Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. (Mülkiyelilere hitabından… – 11 Ocak 1935) 
– Benim için en büyük korunma noktası ve şefkat kaynağı milletimin sinesidir. (Reşit Paşa’nın Hatıraları, Cevdet R. Yularkıran s. 86 – Yıl 1939
 
– Bu memleket tarihte Türk’tü, hâlde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.(Atatürk’ün Adana Seyahati, Taha Toros s.31 – Yıl 1939) 
 
– Hiç şüphe yok, devletimizin ebedi müddet yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve nihayet her şeyimiz için mutlaka en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz. 
 
– Mutlak ve sınırsız Egemenlik erki yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. Halkın toplu halde kendini satması, kendine ihaneti, ya da kötülük etmesi düşünülemez!.. 

– Türk çocuklarındaki kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikirlerini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir. (Şemsettin Günaltay, Olağanüstü Dil Kurultayı, s.33 – 1951
– Atatürk, halk hakimiyetinin esas temel taşının hak ve adalet olduğuna içten inanmış bir adamdı. Bundan dolayı, adalete çok önem verirlerdi. Daima, “Adalet bir devletin esası olduğuna göre mahkemelerin sözde değil gerçekten tarafsızlığını sağlamak her işin başında bulunmalıdır. Hak sahiplerine zorluk çıkarmak, iş sahiplerine, bugün git, yarın gel diye bir takım zorluklara uğratmak, hükûmet otoritesi maskesi altında halka zorbaca davranmak, yakışıksız muamelelere cüret etmek gibi hâller derhâl önlenmelidir” derlerdi. (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, s. 54 – Yıl 1955)
– Tarihimizi tetkik ediniz. Türk’ün çektiği bütün felâketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, millî varlığını ihmâl ederek “NEREDEN GELDİKLERİ ve NE OLDUKLARI, HANGİ NESLE MENSUP BULUNDUKLARI BELİRSİZ BİRTAKIM KİMSELERİ KENDİLERİNE REİS TANIYARAK ONLARIN ŞUURSUZ BİR VASITASI OLMAK MEVKİİNE DÜŞMÜŞ OLMASINDANDIR.”  (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, s. 543 – Yıl 1955) 
`
ANZAKLAR, ŞAFAK AYİNİ VE TÜRKLERİN YÜRÜYÜŞÜ       
Yazımın ikinci bölümünde söz ettiğim “Şafak Ayini” de   
Türklerin katılımı da 57. Alay yürüyüşü de gerçekleşti.  
Anzaklar, yayına girdiğimiz şu anda da Türkiye’deydi.  
 
 Günay Tulun 
Reklamlar

Yorumlar kapalı.