ÖS *Ülkücüler Tayyip Erdoğan’a Neden Oy Veriyorlar

Yayınlandı: 03 / [05] Ömer Sağlam

Gruplarımızda sansür uygulanmamaktadır. İmla hatalarının düzeltilme sorumluluğu makale sahibine aittir.

Necdet Özel kimdir?
TSK’nin başındaki kişi.
Yani Genel Kurmay Başkanı.
Bu kadar mı?
Hayır, elbette bu kadar değil.

O, aynı zamanda kesip yere attığı ayak tırnağının en küçük parçası bile milyonların oylarıyla meclise girme başarısı gösteren MHP Lideri Devlet Bahçeli’den daha kıymetli olan birisi!

Kime göre?
Elbette yapmış olduğu çıkışlarla sadece kendisine oy verenlerin Cumhurbaşkanı olduğunu açık eden R.Tayyip Erdoğan’a göre.

Peki, nedir Org. Necdet Özel’i, Tayyip Erdoğan’ın gözünde bu kadar değerli kılan?
Elbette birçok sebebi vardır bunun.
Ancak bizim için cevaplandırılması gereken soru şimdilik bu değil.
Bizim için asıl cevaplandırılması gereken soru şudur:
MHP lideri Devlet Bahçeli’yi, R.Tayyip Erdoğan’ın gözünde bir tırnak parçasından bile değersiz kılan sebep nedir?

Bize göre, bunun tek bir sebebi vardır.
O sebep, “Ülkücüler” dir!
Evet, yanlış okumadınız; MHP lideri Devlet Bahçeli’yi, en azından R.Tayyip Erdoğan’ın ve diğer AKP yöneticilerinin gözünde bu kadar değersiz kılan tek sebep bizatihi Ülkücülerdir!

Neden mi?
Çünkü Ülkücüler, Devlet Bahçeli’nin liderliğini uzun süredir tartışmaya açmışlardır.
Sosyal medyaya bakın; ortalık Devlet Bahçeli’yi yerden yere vuran yorum ve yazılarla yıkılıyor.
Peki, bunun sebebi nedir?
En azından bize göre; bunun da tek sebebi vardır.
O sebep, “Devlet Bahçeli” ve onun etrafında kümelenen ve her şeyi avuçlarında tutmaya ahdetmiş gözüken küçük oligarşik yapıdır!  

Ülkücüler Tayyip Erdoğan’a Oy Vermişlerdir! 
R.Tayyip Erdoğan biliyor ki; onun seçim başarısında Ülkücülerin önemli katkıları vardır.
Çünkü hemen her seçimde AKP’ye oy veren Ülkücüler olduğu gibi, AKP’de aktif siyaset yapan Ülkücüler de vardır.

Erdoğan bunu bildiği için, yani bir kısım Ülkücülerin, MHP’yi tercih etmeyip, kendi partisine oy verdiğini ve MHP yerine kendi partisinde siyaset yaptıklarını yakinen bildiği için, Devlet Bahçeli’ye alabildiğine saldırmaktadır.
Onu hakir görmektedir.

Devlet Bahçeli’yi de dahil ederek muhalefet liderleri hakkında “Bunlar üç koyunu bile güdemezler” şeklinde başlattığı hakaret sürecini, “Oslo Görüşmeleri”nin gündemde olduğu sırada “İspat edemeyen müfteridir, şerefsizdir” diyerek biraz daha iler götürdü ve en o sonunda Süleyman Şah Türbesi’nin kaçırılması konusunda Necdet Özel’e haklı olarak tepki gösteren Bahçeli’yi direk hedef alarak “Sen onun tırnağının bir paresi bile olamazsın” dedi.
Tekrar ediyoruz; Devlet Bahçeli’ye reva görülen bunca hakaretin tek sebebi Ülkücülerdir.
Çünkü Ülkücüler, AKP’ye oy veriyorlar ve bazıları da AKP’de aktif siyaset yapıyorlar.
Demek ki; bu adamlar Devlet Bahçeli’nin liderliğine güvenmiyorlar ve onun yönetimindeki MHP’nin iktidara geleceğine inanmıyorlar! Onun için de oylarını götürüp AKP’ye veriyorlar!

İsterseniz, hadiseyi rakamlar vererek biraz daha somutlaştıralım;
1995 yılı Genel seçimlerinde bazı partilerin almış oldukları oy yüzdeleri şöyledir:
RP       : %21.38
ANAP  : %19.65
DYP    : %19.18
DSP    : %14.64
CHP    : %10.04
MHP   : % 8.18

Görüldüğü gibi; 1995 Genel seçimlerinde MHP barajı aşamayarak, meclis dışında kalmıştır.
1999 Genel seçimlerinde bazı partilerin almış oldukları oy yüzdeleri:
DSP:    : %22.19
MHP    : %17.98
FP        : %15.41
ANAP   : %13.22
DYP     : %12.01
CHP     : % 8.71

28 Şubat Post Modern Darbesi’nin gölgesinde yapılan 1999 genel seçimlerinde, 1995 Genel seçimlerinde en yüksek oyu alarak iktidara gelen RP kapatıldığından bu partinin yerine kurulan FP %15.41 oranında oy almıştır. RP’nin 1995 seçimlerinde almış olduğu oyların %5.97’lik bölümü ise 1999 genel seçimlerinde diğer partilere, muhtemelen en çok da MHP’ye kaymıştır. Ayrıca MHP, ANAP ve DYP’den de oy alarak 1999 yılındaki oy oranını, 1995’e kıyasla yaklaşık %10 oranında arttırmıştır. DYP ve ANAP’tan gelen oylar önemli ise de RP’den gelen oyları şahsen çok daha önemli buluyorum ben. Zira bu oyların içinde önemli miktarda Ülkücü ve milliyetçi oylar da vardır. Demek ki; ülkücüler 1995 yılında RP’ye de oy vermişlerdir. Ayrıca MHP, 1999 yılında önemli miktarda tepki oyları da almış olmalıdır. 

2002 Genel seçimlerinde bazı partilerin almış oldukları oy yüzdeleri ise şöyledir:
AKP    : %34.28
CHP    : %19.39
MHP   : % 9.62

Görüldüğü gibi 1999 yılında %17.98 oranında oy alan MHP, 2002 yılında %9.62 ile yine barajın altında kalmıştır. Yani 1999 yılında MHP’ye oy veren seçmenlerin yaklaşık yarısı (%8.36), 2002’de MHP’ye oy vermemişlerdir. Ya kime vermişlerdir? Geleneksel olarak CHP’ye vermeyeceklerine göre, herhalde yine RP’nin yavrusu olan AKP’ye vermişlerdir oylarını. RP’nin 1995 yılında %21.38 oranında oy almasına karşılık, onun yavrusu olan AKP’nin 2002 yılında %34.28 oranında oy aldığını düşünürsek, bu oyların en az %8’ini 1999 yılında MHP’ye oy verenler oluşturmaktadır.

2007 Genel seçimlerinde bazı partilerin almış oldukları oy yüzdeleri:
AKP    :%46.58
CHP    :%20.87
MHP   :%14.27

Görüldüğü gibi; MHP, 2002 yılında AKP’ye kaptırdığı %8.36’lık oyun %4.65’lik bölümünü 2007 yılında geri almış, ancak 2002 yılında almış olduğu oyların yaklaşık %4’ü’nü 2007 yılında da yine AKP’ye kaptırmıştır. Daha doğrusu %4’lük MHP oyu, AKP içinde artık kalıcı hale gelmiştir!

2011 Genel seçimlerinde bazı partilerin almış oldukları oy yüzdeleri:
AKP     :%48.83
CHP    : %25.98
MHP   :%13.01

MHP’nin 2007 yılına kıyasla 2011 yılında AKP’ye kaptırdığı oy oranı %1.25, 2002 yılına kıyasla %5’in biraz üzerindedir.  Bu demektir ki; yaklaşık %5’lik bir Ülkücü oyu, MHP ile AKP arasında gelip gitmektedir veya bu miktar bir Ülkücü kesim, en azından son iki genel seçimdir AKP’ye oy vermektedir.

12 Eylül 2010 referandumunda Devlet Bahçeli’nin “HAYIR” kampanyasına karşılık, yine önemli bir miktar Ülkücü ve Milliyetçi kişinin “EVET” şeklinde oy kullandığı biliniyor ki; bunun bir sebebi de Ülkücülerin, 12 Eylül Darbesi’yle Ülkücülere vurulan darbenin intikamının alınacağına inanıyor olmalarıdır. Hele hele Tayyip Erdoğan’ın Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun ailesine yazmış olduğu bir mektubu gözyaşları içinde okuması, Ülkücüleri damardan vurmuştur bu referandumda!

2010 Referandumunda “EVET” oyu verenlerin oranının %57.88 olduğunu, AKP’nin bir yıl sonra yapılan genel seçimlerde %48.83 oranında oy aldığını düşünürsek, yine en az %5’lik bir Ülkücü ve MHP’li oyun, “EVET” yönünde tecelli ettiğini düşünebiliriz.

Ülkücüler Gel-Git Oynuyorlar! 
Yukarıdaki seçim sonuçlarından hareketle denilebilir ki; dini siyasete alet eden partiler, en azından 1995 yılından bu yana oylarını sürekli yükseltiyorlar. Sol oylar az çok istikrarlı bir seyir takip ediyor. Daha doğrusu sol oylar varlığını sürekli muhafaza ediyor. Ülkücü ve milliyetçi oylar ise son derece oynak ve istikrarsız bir seyir takip ediyor. Açık söylemek gerekirse; Ülkücü ve milliyetçi oylar, ritim bozukluğu bulunan bir kalp gibi. Sürekli inip, çıkıyor.           

Ülkücülerin ve Türk Milliyetçilerinin içinde bulunduğu bu bölünmüşlük ve istikrarsızlık, muarızları tarafından, özelikle R.Tayyip Erdoğan ve diğer AKP yöneticileri tarafından yakından bilindiği içindir ki; bugün Tayyip Erdoğan, meydanlara çıkıp, rahatça MHP lideri hakkında, onu bir tırnak parçasından daha değersiz göstererek kendisiyle alay edebilmektedir. Bunun müsebbibi de, yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız gibi Ülkücülerdir. Çünkü üzülerek söylemek gerekirse; Ülkücüler ve Türk Milliyetçileri, liderlerine yeterince sahip çıkmamaktadırlar. Peki neden?

Töre Konuşur Han Susar!  
Bunun nedenini yukarıda kısaca söyledik aslında.
Bunun nedeni bizatihi Sayın Bahçeli ve çevresindeki bir avuç azınlıktır.
Kısaca, MHP’ye egemen olan kapsayıcı ve kucaklayıcı değil, dışlayıcı ve itici yönetim anlayışıdır. 

MHP yönetimi, bugün son derece bölünmüş ve parçalanmış bir görüntü arz eden Ülkücüleri ve Türk Milliyetçilerini bir araya toplamak ve küskünleri partiye kazandırmak için gereken çabayı maalesef gösterememektedir.
Üzülerek söylemek gerekirse; MHP yönetimi, hâlâ “ya gelir bize biat edersiniz, ya da çekip olup gidersiniz ve biz sizi hain ilan ederiz…” şeklinde yaklaşıyor insanlara.
Dinlemekten çok, dinletmenin peşinde koşuyor. Haliyle bu türlü siyaset, artık itici geliyor ve çağdışı bulunuyor insanlar tarafından. Türk Milleti’nin siyaset geleneğinde “Töre konuşmaya başlarsa, han susar” şeklinde bir anlayış vardır. MHP maalesef işte bu Türk geleneğini yitirmiştir. Çünkü MHP’de sürekli Han konuşuyor şu zamanda.

Merak edenler için söyleyelim; “Töre konuşur, han susar” siyaset anlayışında, başarısız olanın yönetimi kendiliğinden  bırakması, bırakmadığı takdirde zorla bıraktırılması esastır.

Hakkı Anlatmak İçin Halkı Kucaklamak Gerekir! 
MHP liderliğinin içeriden ve dışarıdan tartışmaya açılmasının bir başka önemli sebebi de bizim kanaatimizce, MHP yönetiminin ve özellikle de MHP liderliğinin halkla temas kurmakta zorlanıyor görüntüsü veriyor olmasıdır.

Eğer siz, Ermenek’te meydana gelen Maden Faciası’nda hayatını kaybedenlerin yakınlarına taziyede bulunma işini Karaman il teşkilatınıza, Muhsin Yazıcıoğlu’nun annesinin cenaze töreninde bulunma işini Sivas İl Teşkilatınıza, Fırat Çakıroğlu’nun cenaze merasimine katılmayı İzmir ve Konya il teşkilatlarınıza havale ederseniz, siyaseten yanlış yapmış olursunuz.

Beğenin veya beğenmeyin Başbakan Ahmet Davutoğlu bile hem Sivas’taki cenaze törenine, hem de Konya’daki cenaze törenine katıldı ve ailelerin acısını yerinde paylaştı.
Üstelik o cenazelerin ikisi de Ülkücülere aitti.
Dolayısıyla; o cenaze merasimlerinde MHP yönetiminin de tam kadro bulunması icap ederdi. 

Devlet Bahçeli’nin danışmanı da olan bir yazar dostumuz, Sayın Bahçeli’nin Fırat Çakıroğlu’nun cenaze merasimine katılmayışının gerekçelerini anlatan bir yazı yazmış.
Doğrusu şaşkınlıklar içinde okudum yazısını. Özetle “Bahçeli o cenaze törenine katılmamakla büyük bir fedakarlık yaptı” diyor dostumuz. Kim bilir belki de öyledir! 

Yaşımız gereği biz Milliyetçi siyasetin lideri olarak sadece Merhum Alparslan Türkeş’i ve Devlet Bahçeli’yi tanıyoruz.  Ancak itiraf edelim ki; MHP liderliği tarihin hiçbir döneminde bu kadar tartışılmamış, bu kadar yıpratılmamıştır. Önümüzdeki 21 Mart günü yapılacak MHP Kurultayı ve 7 Haziran Genel seçimleri, bu yıpratılmışlığın tamir edilmesi için iyi bir fırsattır. 

Bizim de kanaatimiz, 21 Mart günü yapılacak kurultayın sonucu ne olursa olsun, Türk Milliyetçilerinin 7 Haziran’da sandığa gidip, gerekirse bağırlarına taş basarak oylarını tekrar MHP’ye vermeleri yönündedir.  Çünkü ülkemizin getirildiği nokta bunu gerektirmektedir ve MHP dışında barajı aşabilecek kapasitede bir milliyetçi parti de henüz ufukta görülüyor değildir.  MHP yönetimi, sergilemiş olduğu tavır ve hareketlerle her ne kadar iktidar arzusu taşımıyor görüntüsü verse de sizler lütfen 7 Haziran’da gidin oyunuzu yine MHP’ye verin. Gelecek döneme ait kararınızı ise lütfen 7 Haziran sonuna erteleyin… 

 

cd576-c396mer2bsac49flam2bc4b0simlik2bfotosu-1 Ömer Sağlam

Reklamlar

Yorumlar kapalı.