ÖS *”Haliçte Yaşayan Simonlar”ın Foyası Çıktı, Hanefi Avcı’ya Özgürlük!

Yayınlandı: 11 / [05] Ömer Sağlam
Bu gruba ait tüm sitelerde yayınlanan makaleler, hiçbir dönemde sansür edilmemiştir. Ayrıca Nisan 2012′den
beri de redakte edilmemekte; doğrusu ve yanlışıyla eser sahibinin gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır.
Eskişehir Emniyet Müdürü olduğu dönemde, muhtemelen elde edeceği gelirle rahat bir emeklilik hayatı yaşamayı düşleyerek “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adıyla bir kitap yazan Hanefi Avcı’nın başına gelmeyen kalmadı galiba. En sonunda “Devrimci Karargah Örgütü” denilen ve bugüne kadar adı-sanı duyulmamış bir terör örgütüne yardım etmek suçlamasıyla 15 yıl 4 ay 5 gün hapis cezası ve 10 bin TL para cezasına çarptırıldı. Şu anda kodeste gün sayıyor Hanefi Avcı.
 
Hanefi Avcı, anılarını anlatmış olduğu ve yaklaşık 600 sayfa tutan kitabının 400 sayfasını ilk bölümünü polislik kariyerine, 200 sayfalık ikinci bölümünü ise Fethullah Gülen Cemaati’nin emniyetteki yapılanmasına ve emniyet teşkilatını ele geçirme çabalarına ayırmış. Vay; sen misin cemaatin polis teşkilatını ele geçirme çabalarını ifşa eden? Yallah kodese! Çünkü Hanefi Avcı, kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra tutuklanarak soluğu hasiphanede almış bulunuyor… 
 
Peki bugün gelinen noktada Hanefi Avcı’nın durumu ne olacak? Doğrusu ya bize göre; Hanefi Avcı derhal serbest bırakılmalıdır! Zira Hanefi Avcı’nın, Gülen Cemaati hakkında anlattıkları MGK kararıyla da doğrulanmış bulunmaktadır. Nedir o karar? O karar, 2004 yılında MGK’da alınan ve Taraf Yazarı Mehmet Baransu tarafından ifşa edilerek birkaç gündür Türkiye’nin gündemini işgal eden ve ortalığı tozu dumana katan karardır.  25 Ağustos 2004 tarihinde alınan 481 sayılı MGK kararının ikinci maddesinde şöyle denilmektedir:
“Kurulun bu toplantısında, 24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısının gündem konularından biri olan ‘Türkiye’deki Nurculuk faaliyetleri ve Fethullah Gülen’ konusu gündeme gelmiş, yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bu konudaki tavsiye kararının hükümete bildirilmesine karar verilmiştir”
 
Bu karar metninden anlaşıldığı kadarıyla; Fethullah Gülen Cemaati’nin faaliyetleri, AKP hükümetini de rahatsız etmektedir ki; bu rahatsızlığın boyutu, konunun sık sık MGK gündemine getirilmesine kadar varmış bulunmaktadır. Anlaşılıyor ki; Nurculuk faaliyetleri ve Fethullah Gülen konusu, hem 24 Haziran 2004 tarihinde, hem de 25 Ağustos 2004 tarihinde yapılan MGK toplantılarında gündem konusu yapılmıştır. Bu konunun MGK gündemine alınması, sanırım bu iki toplantıyla da sınırlı değildir. Başka toplantılarda da konu edilmiş olmalıdır. Gizli toplantıları öğrenme ve gizli kararları ele geçirme konusunda uzman olan, belki de bu konuda birileri tarafından ihtiyaç halinde kullanılmak maksadıyla özel olarak yetiştirilen Mehmet Baransu’nun bavulundaki diğer belgeler ifşa edildikçe elbette onları da öğreneceğiz kamuoyu olarak!
 
Gazetecilik Başarısı ve Mehmet Baransu’nun Meşhur Bavulu
AKP cenahı, özellikle Başbakan, Mehmet Baransu’yu Vatana İhanetle”suçluyorlar. Oysa bize göre de Mehmet Baransu, kendisine verilen görevi hakkıyla yapmış bir gazetecidir! Eğer “Gazetecilik başarısı” veya “Haber başarısı” diye bir şey varsa, Mehmet Baransu kesinlikle başarılı bir iş çıkarmıştır. Orhan Pamuk “Babasının Bavulu” ile Nobel Edebiyat Ödülü’nü aşırmış bulunuyor. Mehmet Baransu da “Bavul” ile Pulitzer ödülü alır mı bilmem. Ancak Baransu’nun bavulunda daha çok gizli bilgi ve belge olduğu kuvvetle muhtemeldir. Zaman içinde nasıl olsa onlar da dökülecektir meydana.
 
Gelin görün ki; Mehmet Baransu’nun, bu bilgi ve belgeleri ele geçirme yöntemi biraz şaibelidir. Çünkü Mehmet Baransu, gazetecilikten çok birilerinin ulağı gibi çalışmaktadır. Birileri kendisine, bavul bavul, çuval çuval belge teslim ediyor, o da bunların bir kısmını adli makamlara teslim ediyor, isim yapacak ve ses getirecek olanları ise gazetesinde yayınlıyor.
 
Bu Gizli Belgeleri Cemat mi Sızdırıyor?
Peki, Mehmet Baransu, bu gizli bilgi ve belgeleri nasıl ele geçiriyor? Hükümet kanadı, muhtemelen şu anda harıl harıl bu casusu arıyor olmalıdır. Tuncay Güney çuvallar dolusu evrakı savcılığa teslim edip Ergenekon Davası’nı, Mehmet Baransu ise bavullar dolusu evrakı savcılığa teslim ederek Balyoz Davası’nı başlatırken, ihanetten hiç bahsetmeyen ve bu belgelerin nasıl sızdırıldığını araştırma gereği duymayan hükümet, konu kendileri olunca harıl harıl bu gizli kararların nasıl olup da Mehmet Baransu’nun eline geçtiğini araştırma gereği duymuş, adı geçen hakkında dört bir koldan suç duyurusunda bulunarak alel acele dava açılmasına yol açmış bulunuyor.
 
Bizim tahminimiz; Tuncay Güney ve Mehmet Baransu’nun eline geçen belgelerin, yine cemaat çevrelerinden ve cemaate yakın kişiler vasıtasıyla sızdırıldığıdır. Nitekim geçmişte, Balyoz Davası’na esas teşkil eden belgelerin (Özellikle Deniz Kuvvetleri’ne ait olanların) içinde bulunduğu bavulun, cemaat mensubu da olan Em.Dnz. Bnb. Prof.Dr. İskender Pala tarafından adı geçene teslim edildiğine dair iddialar yazıldı çizildi medyada. İddiaya göre; Binbaşı rütbesinde iken YAŞ kararıyla TSK’dan atılan İskender Pala, TSK’den intikam almak maksadıyla ele geçirmiş olduğu bu bilgi ve belgeleri götürüp Gazeteci Mehmet Baransu’ya teslim etmiştir(1).
 
Başbakan’ın, 2011 Genel Seçimlerinden sonra  Fethullah Hoca’yı kasıtla“Okyanus ötesine” selam ve teşekkür göndermesi ve Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz”(2) diyerek, Fethullah Hoca’ya “Türkiye’ye dön” çağrısı yapmasına mukabil Hoca Efendi’nin bir türlü Türkiye’ye dönmemesi, bizde, onun ve dolayısıyla cemaatinin 2004 yılında haklarında alınan MGK kararından haberlerinin olduğu şeklinde bir kanaat uyanmasına sebep olmaktadır. Hoca Efendi, AKP hükümetinin haklarındaki gerçek niyetini bildiği için temkin gösterip Türkiye’ye dönmemiş, ancak yine de hükümetten yana tavır koyar gözükerek, cemaatinin devletin kritik noktalarını  ele geçirebildikleri kadar ele geçirmelerini beklemiştir.
 
Hocanın Böyle hadiseler karşısındaki duyduğum üzüntüyü benim hissiyatıma sahip olmayan anlayamaz. Annem-babam, dedem-ninem ve kardeşlerim bir anda ölseler bu kadar üzüntü duymazdım. Bakın ölsem diyorum.Ölsem diyorum ama sonra bu hizmete bir zarar gelecekse şu zehir zemberek hayata katlanmak lazım”(3) şeklindeki sözleri, biraz da onun bu ruh halini ve bu konuda izlemiş olduğu ince siyaseti göstermektedir.
 
Oh Olsun Yiyin Birbirinizi Anasını Satıyım!
Ancak hükümetin dershaneler konusundaki kararının berraklaşması üzerine, en büyük gelir kapılarının ve cemaate adam kazandırma merkezlerinin ellerinden kaymakta olduğu gerçeğini görünce palas pandıras has adamları Mehmet Baransu vasıtasıyla 2004 yılında alınan MGK kararının kamuoyuna sızmasını sağlamışlardır. Bununla da yetinmeyerek, yönetimleri altında bulunan medya organları vasıtasıyla bütün silahlarını hükümete çevirip, hükümet aleyhine yayın yapmaya başlamışlardır. Bırakın sağda solda yazan kıytırık kalemleri, Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın yakın arkadaşları olan anlı-şanlı gazeteci Fehmi Koru bile artık silahını hükümete doğrultmuş bulunuyor.
 
Bakar mısınız lütfen, bir zamanlar Ergenekon Davası’nın bir numaralı destekçisi Fehmi Koru’nun bu dava hakkında söylediklerine:
 
“Diğer iddia daha da vahim: ‘Ergenekon’ sürecinin başladığı ilk günden beri, yargılananlar ile yakınları, haklarında açılan davaların dayandığı belgelerin ‘uyduruk’ ve ‘düzmece’ olduğunu ileri sürmekte; suçlamalar da, nedense, hep belli bir adrese yönelmekteydi. Ancak saygın Hocaefendi’nin ‘dershane’ tartışmaları sırasında konuyu gündeme getirmesi, bir adres yanlışlığı olduğunu düşündürüyor…Konuyu sahipsiz bırakmamak şart. Bunca yıldır yargılanan ve cezaevlerinde ömür tüketen insanların haklarında düzenlenmiş ‘sahte’ belgeler yüzünden bu cefayı çekiyor olmasına asla müsamaha edilemez. Önce belgelerin ‘gerçek’ mi ‘sahte’ mi olduğu yeniden gözden geçirilmeli ve ‘sahte’ oldukları anlaşılırsa böyle bir densizliğe cür’et edenlerin kulaklarına yapışmalıdır. Yanlış konularda tartışmak yerine, devletin saygınlığını tehdit eden, bireysel özgürlüklerin ayaklar altına alındığını düşündüren esaslı konular üzerinde yoğunlaşmak gerek…”(4).
 
Mehmet Baransu ve Neseb-i Gayrisahihlik!
Gazeteci Mehmet Baransu’da biraz “yusuf yuyuf” durumları oluşmuş gibi gözüküyor! Hükümetin talimatıyla hakkında açılan dava sebebiyle ne dediğini ne konuştuğunu bilmiyor artık.  Zira, hükümetin talimatıyla açılan davaların nasıl sonuçlandığını Mehmet Baransu herkesten iyi biliyor. İşin ucunda 43 yıl hapiste kalmak da var(5). Bu konuda, yani “Yargıya Talimat Verme” konusunda başbakan aleyhine açacakları dava işe yarar mı bilmem?(6). Ancak Taraf’ın bu yaptığının da ahlaki olmadığını belirtmek gerekiyor. Zira başbakanın yargıya talimat vermesi yeni değil, vak’ayi adiyeden bir şeydir bu durum. Şimdiye kadar bu konuda laf söylemeyen Taraf’ın, işin ucu kendilerine dokununca “Başbakan yargıya talimat veriyor” diye ortalığı ayağa kaldırması asla etik değildir…
 
Tweeter hesabında: Hadi bakalım. Sigara icmek icin balkona cıkarken, kapı üstünde dinleme cihazı ve gizli kamera buldum. Kim koymuş olabilir ki? Kamufle etmeye calışmışlar ama Anten görünüyor. Pvc rengini secip, pvc uzerine koymuslar ki belli olmasın diye. Bana Mitciler seni takip ediyor diyen haber kaynagım, kısa bir zaman önce evine kamera koyacaklar demisti. Yuh diyorum size. Aşagılık insanlar. Bu pisligin arkasından hangi kurumun cıkacagını da biliyorum. Peşime adam taktığınız yetmedi simdi de gizli kamera, ses kaydı ôylemi? Bu pisliğinizi size cok agır ödeteceğim.”(7)diyerek evine dinleme cihazı yerleştirildiği yaygarası yapmak suretiyle kendisine destekçi arayan Mehmet Baransu, bir taraftan da bavulunda hükümet hakkında başka gizli belgelerin bulunduğunu ima etmekten geri durmuyor.
 
Öte yandan kendisini “ihanetle” itham eden başbakana laf yetiştirirken “Şecaat arz ederken merd-i kıbtî, sirkatin söyler” misali, söylediği sözün hangi anlama gelebileceğini hesap etmeksizin bazı laflar da ediyor.Tweet’er vasıtasıyla başbakana laf yetiştirirken demiş ki Mehmet Baransu:
 
“Sayın Başbakan eski genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt da beni vatan haini ilan etmişti. Kendisine aynen şunları söylemiştim; -Doğu cephesinde, Hamidiye alaylarında şehit olan 77 dedemden birinin tırnağı edemezsiniz-“(8).
 
Bilindiği gibi; Hamidiye Alayları, II. Abdülhamit Dönemi’nin eseridir. II. Abdülhamit ise 33 sene iktidarda kalmıştır. Kaldı ki; Hamidiye Alayları 1891 yılında oluşturulmuş, 1910 yılında ise dağıtılmıştır. Bu durumda 33 senelik (gerçekte ise 20 senelik) bir sürede bir kişinin 77 tane dedesinin olması tabiat kanunlarına ters olduğuna göre; Mehmet Baransu “Hamidiye Alayları’nda görev yaparken  77 dedem şehit düşmüştür” demekle ne demek istemiştir. Bu iddianın ancak iki anlamı olabilir. Birincisi Mehmet Baransu’nun soyunun ve dedelerinin tam olarak bilinmediğidir ki; buna ihtimal dahi vermiyoruz. İkinci ihtimal ise Mehmet Baransu düpedüz “Kürtçülük” yapmaktadır. Hamidiye Alayları’nda görev yaparken şu veya bu şekilde vefat eden bütün Kürtleri “dedesi” olarak nitelendirmektedir.  Çünkü o, Ardahan’ın Göle ilçesi nüfusuna kayıtlı bir vatandaşımızdır. “Kürtçülük” yapacağım derken, soyunun asaletini riske soktuğunun farkında bile değildir.
 
Haliçteki Simonların Foyası Çıktı Hanefi Avcı’ya Özgürlük
Meşhur fıkradır; Nasrettin Hoca bir kilo ciğer alarak eve bırakmış ve karısına; “hanım akşama bunu hazırla, bir güzel yiyelim” demiş. Ancak hanımı gün içinde daha fazla bekleyememiş, ciğeri pişirip eve misafir gelen komşu kadınlarıyla birlikte bir güzel yemiş. Hoca akşam eve gelip “Hanım karnım açlıktan zil çalıyor. Hele şu ciğeri getir de midemiz bayram etsin” dediğinde hanımı “Efendi ciğeri kedi yemiş!” şeklinde cevap vermiş. Eşinden almış olduğu cevap üzerine hoca, kediyi yakaladığı gibi atmış kantarın üzerine ve tartmış, kedi tam bir kilo gelmiş. Bunun üzerine hoca, “Yahu hanım, aldığım ciğer de bir kilo idi, kedi de bir kilo. Eğer bu kedi ise ciğer nerede? Yok eğer bu ciğer ise kedi nerede?” demiş…
 
Kıssadan hisse; eğer Hanefi Avcı’nın cemaat hakkında yazdıkları yalan ise o zaman sadece 2004 yılında olmak üzere MGK’da neden Nur Hareketi’nin ve Fethullah Gülen Cemaati’nin çalışmalarını iki kez gündem konusu yaparak, bu cemaat hakkında eylem planı hazırlanmasını uygun gördünüz? Yok Hanefi Avcı’nın kitabında yazdıkları eğer doğru ise (ki; en azından MGK kararları öyle olduğunu söylüyor) neden adı geçeni hâlâ kodeste tutmaya devam ediyorsunuz? Lütfen hukuku işletin ve gereğini yapın artık. Çünkü bu ülkede hukuk yoluyla vicdanları sızlatıyorsunuz.
 
Başbakanın tabiriyle söyleyecek olursak; bu alemde zulüm ile âbâd olunmaz ve mazlumun ahı yerde kalmaz. Lütfen hukuku kendinize siper ederek insanlara zulmetmeyiniz artık… 
 
 
Ömer Sağlam
_________
Reklamlar

Yorumlar kapalı.