ÖS *Deyyûs-u Ekber Diyanet’ten Dışarı!

Yayınlandı: 20 / [05] Ömer Sağlam
Makaleler, Nisan 2012’den bu yana redakte edilmemektedir. Tüm sözcükler
doğrusu ve yanlışıyla yazarının gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır.  
Tam Londra Olimpiyatları’ndaki tarihi başarısızlığımız ve dahi muazzam fiyaskomuz üzerine bir yazı yazmaya başlamıştım ki; Yozgat İl Müftü Yardımcısı Nasuh Yaylagül münasebetsizi önümü kesti! “Yooo, yazamazsın!” dedi. Çünkü bu embesil herif, öyle bir laf etti ki, yazıyı değiştirmek zorunda kaldım. Çünkü bu müfrit adam, düpedüz bana”Deyyus” diyordu!
 
Medyaya yansıyan haberlere göre; adı geçenin geçtiğimiz Cuma günü Yozgat Merkez Çapanoğlu Büyük Camii’nde yapmış olduğu cuma vaazında söylediği sözler aynen şöyle(ymiş):
 
“Başbakanın kızı başı örtülü, cumhurbaşkanının eşi başı örtülü olacak, senin eşinin başı neden örtülü olmasın. Sen de başını örttüreceksin. Sen kızın, eşin oynarken bakacaksın, susacaksın. Lise Caddesi’nde kızlarla, oğlanlar bir araya gelmiş konuşuyorlar bunun adı deyyusluktur”(1)
 
Bu sözleriyle Nasuh Yaylagül’ün haddini aştığı ve ülke nüfusunun kahir ekseriyetini, belki de yüzde doksanını “Deyyus” ilan ettiği açıktır! Zira düpedüz yobazlık yapan bu adama göre; okuyan kız öğrencilerin erkek akrabaları ile çalışan kadınların erkek akrabaları da tam anlamıyla Deyyusturlar! Çünkü onlar da yaptıkları iş gereği hem başları açıktır, hem de yabancı erkeklerle konuşma durumundadırlar. Hele hele sokakta, meydanda ya da kapalı alanlarda kadınlı erkekli düğün yaparak eşlerinin veya kızlarının başka erkeklerin gözlerinin önünde oynamalarına göz yuman erkekler Nasuh Yaylagül’e göre silme deyyustur! Böyle olunca; Türkiye’de yaşayan ve Nasuh Yaylagül dışında kalan hemen bütün erkekler deyyusturlar! Ne yazıktır ki; eşi devlet memuru, kızları devlet memuru ve öğrenci olan bendeniz de Nasuh Yaylagül’ün sınıflandırmasına göre Deyyus sayılırım! Üstelik ben, geçen yıl düğün salonunda karma düğün yapan bir baba olarak, elbette bu manyak herife göre; deyyuslukta bayağı yol almış sayılırım!
 
Cuma vaazında söylediği sözlerin medyaya yansıması üzerine yapmış olduğu açıklamalar ise “özrü kabahatinden büyük” bir mahiyet taşımaktadır. Bakar mısınız lütfen;
 
“Benim amacım, toplumu hayâsızlıktan korumak, herkesin aile efradına sahip çıkmasını sağlamaktı. Toplumumuz çok dejenere oldu. Ben bunun önüne geçmek için Peygamber Efendimiz(sav)’e ait bir Hadis-i Şerif’i açıklama gereği duydum. ‘Deyyus’ kelimesi bana ait bir söz değildir. Peygamber Efendimiz (sav)’e aittir. Bunu bilmeyenler beni karalamak istiyorlar… Sokaklarda düğün yapıyorsunuz, kızlar, kadınlar oynuyor, delikanlılar ve erkekler de etrafında halka yapıp onları izliyor. Bu İslami açıdan doğru değildir. Peygamber Efendimiz (sav), Hadis-i Şerif’inde “deyyus cennete giremez”, diyor. Sahabe-i Kiram da bu sözü anlayamadıkları için Peygamberimiz(sav)’e anlamını soruyorlar. Peygamber Efendimiz (sav) de, ‘kadınlardan erkeğe benzeyen, daima içki içen ve eşlerini kıskanmayanları’ ‘deyyus’ olarak nitelendiriyor…”(2)
 
Neresinden bakarsanız bakın sakat sözlerdir bunlar. Bir kere en başta Nasuh Yaylagül’ün, toplumu hayasızlıktan korumak ve toplumu dejenere olmaktan sakındırmak gibi bir görevi yoktur. Onun görevi sadece tebliğdir. Öte yandan konuştuklarını Hz. Peygamber’in hadisine dayandırdığını söyleyerek düpedüz yalan söylemekte ve Hz. Peygamber’e iftirada bulunmaktadır. Hatta yapmış olduğu açıklamayla deyyus kavramının kapsamını genişletmekte ve cehennemliklerin sayısını artırmaktadır. Zira en başta “Hadis” diyerek Hz. Peygamber’e ait olduğunu söylediği rivayetin  gerçekte Hz. Peygamber’e ait olup olmadığından emin değildir. Daha doğrusu, o emin olsa bile biz emin değiliz.
 
Evet, mesela Nesâî (Zekât/69) ve Ahmed’de (N/134); “Üç kimse vardır ki, Kıyâmet günü Allah onların tarafına bakmaz; anne-babasına âsî olan çocuk, erkeğe benzemeye çalışan kadın ve deyyûs” şeklinde bir rivayetin olduğu söyleniyor. Ayrıca,  Ibnü’1-Esîr’in, “Cennet deyyûsa haram kılınmıştır.” anlamında bir hadîs naklettiği söylenmektedir(3). İyi de bu rivayetlerin Hz. Peygamber’e ait olduğundan nasıl emin olabiliriz?  En başta; Hz. Peygamber, Nasuh Yaylagül gibi ağzı bozuk ve küfürbaz bir adam mıdır ki; böyle çirkin ve küfür anlamına gelen bir sözü fütursuzca kullanabilsin. Hem de mübarek Cuma gününde ve bayram arifesinde. Üstelik ağzı oruçlu iken…
 
Nasuh Yaylagül Türk Milleti’ne Açıktan Sövmüştür!
 
Deyyûs; en basit tanımıyla “Karısının ya da kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman,hatta onu pazarlayan kimse anlamında bir sövgü sözüdür”. Bu tanıma göre; Yozgat Müftü Yardımcısı Nasuh Yaylagül, 17 Ağustos 2012 Cuma günü Yozgat Merkez Çapanoğlu Büyük Camii’nin kürsüsünden bu milletin kahir ekseriyetine açıkça sövmüştür! Üstelik bu sövme işinden önce “Başbakanın kızı başı örtülü, cumhurbaşkanının eşi başı örtülü olacak, senin eşinin başı neden örtülü olmasın. Sen de başını örttüreceksin.” diyerek, hangi güç odaklarına dayandığını ve kimler tarafından korunmakta olduğunu ortaya koymuştur. Daha doğrusu söylemiş olduğu sözler sebebiyle birilerinden korunma talebinde bulunmuştur. Deyyus hakkında bazı kaynaklarda şu bilgiler verilmektedir:
 
“Deyyûs; Arapça bir kelime olup, karısının ve yakınlarının namuslarına halel getirecek davranışlarına karşı gayret (kıskanma) duymayan, onların ırzlarını sakınmayan kimse demektir. Bu kelimenin Süryânice’den Arapçaya geçtiği de söylenmiştir.. (Ibnü’l-Esîr, en Nihâye N/47) Türk Dil Kurumunun sözlüğünde; ‘Karısının veya kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman kimse’ anlamında sövgü sözü, diye tanımlanır. Devellioğlu; karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse, kurumsak, diye anlatır. Kâmus’a göre: ‘Bî-gayret’u namus, kaltaban ve kurumsağa denûr’.”(4)
 
Deyyus-u Ekber Diyanet’ten Dışarı!
 
Hangi kaynağa bakarsanız bakın deyyûs; karısının, kızlarının veya diğer kadın yakınlarının ırzlarına, namuslarına sahip çıkmayan, hatta onların namussuzluklarına bilerek göz yuman kişidir. Peki, eşi veya kızı iş hayatına atılıp işçi ve memur olarak erkeklerin çalıştıkları müesseselerde çalışmak durumunda kaldıkları için başlarını açan ve namahrem erkeklerle konuşmak zorunda kalan kocalar veya kızları karma okullara gitmek zorunda olduklarından yine başlarını açıp, erkek öğrencilerle ve erkek öğretmenlerle konuşmak zorunda kalan babalar bu tanımların hangisine uymaktadır? Bence hiçbirine uymamaktadır. Şüphesiz bu kocalar ve babalar da ırz ve namus konusunda en az Nasuh Yaylagül kadar hassastırlar. O halde bu müfrit ve mürteci din adamı durduk yerde neden böyle bir çıkış yapma gereği duymuştur? Aklından zoru mu var da böyle şeyler söylemektedir?
 
Eşi devlet memuru, kızları devlet memuru ve öğrenci olmakla başları açık olduğu ve erkeklerle muhatap olmak zorunda kaldıkları için onun tanımına göre “Deyyuslar”sınıfına giren bir koca ve bir baba olarak mecburen Nasuh Yaylagül’e, CHP İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün 1997 yılında RP’li Şevki Yılmaz’a verdiği tepkiyi veriyor ve diyorum ki; Deyyus-u Ekber Diyanet’ten dışarı! Çünkü Diyanet’e yakışmıyorsun. Haysiyetli ve şerefli hiç bir insan, maaşını kendi ödemiş olduğu vergilerden alan bir adamın kendisine böyle alenen, üstelik de din adı altında sövmesine rıza gösteremez. Aksi halde böyle bir insan gerçekten deyyûs olur…
 
Tıpkı Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay gibi Keskin(Kırıkkale) eşrafından olan dostum Yozgat İl Müftüsü Nuh Korkmaz, yardımcısı Nasuh Yaylagül’ün sözleri ile ilgili olarak yapmış olduğu yazılı açıklamada “Mantıksız bir açıklama. Okula giden bütün kız çocuklarının başı açık. Onların hepsi deyyus mu yani, olacak iş mi. Mantıksızlık. Kendini bilmeden konuşmuş. Biz gereğini yapacağız”(5) demiş. Reyhanlı Müftüsü olarak tanıyıp sevdiğim Nuh Korkmaz’dan en kısa zamanda bu adamı Yozgat’tan kovmasını ve mümkünse Diyanet’ten de kovdurmasını bekliyorum! 
 
İşte Size Dindar Nesil!
 
Nasuh Yaylagül’ün millete bu şekilde sövmesi ve hakaret etmesi boşuna değil elbette. O, bir taraftan “Dindar nesil yetiştirme” azim ve kararlığında olanlardan güç almakta, bir taraftan da dindar neslin nasıl olacağı hakkında bizlere oldukça önemli ip uçları vermektedir. Bakın size bizzat şahit olduğum bir olayı anlatayım da, dindar neslin egemen olduğu bir Türkiye’nin nasıl bir ülke olacağına kendiniz karar verin.
 
Ramazan’ın ikinci yarısıydı. O akşam iftar soframızda eşimden dolayı iki bayan avukat arkadaşımız vardı. Sağ olsunlar soframızı şenlendirip bereketlendirdiler. Birisinin diz kapağının altındaki madeni bir lira büyüklüğündeki yara dikkatimi çekti ve sebebini sordum. İşte noktası virgülüne kadar anlattıkları:
 
“Geçtiğimiz 31 Temmuz günüydü. Ankara Adliyesi’ndeki işim bitince belediye otobüsüyle Çankaya’daki evimize dönüyordum. Üzerimde yarım kollu bir etek vardı ve eteğin boyu diz kapağımdan bir karış aşağıdaydı. Mini filan olsa neyse diyeceğim ama eteğim oldukça uzundu. Otobüse bindikten sonra yan çaprazımda bulunan 55-60 yaşlarında bir adamın kendi kendine homurdandığını gördüm. Ne söylediğini anlamıyordum ama kendi kendine söylenip duruyordu. Bir ara ayakta duran ve kendi aralarında şakalaşıp gülüşen 15 yaşlarında bir grup lise öğrencisine kızdığını düşündüm. Ancak adamın neden homurdandığını biraz sonra bacağıma inan tekme darbesinden anladım. Meğer adam deminden beri bana kızıyormuş.
 
Adam yerinden kalktı ve bir hışımla bana doğru gelerek ‘Şu mübarek günde böyle açık saçık giyinmeye utanmıyor musun’ dedi ve arkasından tekmeyi savurdu! Allah’tan tekme tam isabet etmedi. Eğer isabet etseydi herhalde bacağım kırılırdı.  Ancak kalabalıkta hafif dokundu ve işte bu yarayı açtı! Yaklaşık bir haftadır bu yarayla dolaşıyorum! Bu olay Sincan veya Keçiören otobüslerinde yaşansa haydi neyse derdim! Ancak olay Çankaya otobüsünde yaşandı! Allah’tan otobüste bulunan yolcular, özellikle de kadınlar bilinçli çıktılar ve adamı sille tokat aşağı attılar da ucuz kurtulduk Ömer Bey…”
 
 
 
Ömer Sağlam
______________________
4-Aynı kaynak.
5- 1 nolu dipnot.
Reklamlar

Yorumlar kapalı.