ME *FATİH’İN ANNESİ KİM?

Yayınlandı: 24 / [019] KONUK YAZARLAR
Etiketler:

Edirne’de doğmuş olmakla hemşehrimiz sayılmak gereken Fâtih Sultan Mehmet, geçen hafta iki yerel gazetede makâle konusu olmuştu. Birinci yazı Ayhan Tunca imzâlıydı. Fâtih adına Edirne’de bir heykel dikilmesine ilişkin makâlenin bir yerinde, Fâtih’in annesinin Mara adındaki bir Sırp kadını olduğu yazılmıştı. Bunu, şehiriçi midibüsünde yanında oturan ve kendisini TV’den tanıyan bir kişi söylemişti. Herhâlde, uğraşma değmez, demek istemişti! Bunun üzerine yazılan ikinci makâleyse, özellikle Edirne üzerine araştırma ve eserleriyle tanınan Oral Onur’a âitti. Oral Onur, Ayhan Tunca’nın aktardığı bilgiye îtiraz ediyor ve kendi doğrusunu yazıyordu. Özetle, Fâtih’in annesi diye İsfendiyar Beyi İbrâhim’in kızı Hatice Alime Hâtun’u gösteriyor, bunun bir adı da Hümâ Hâtun’dur, diye ekliyordu. 

Öncelikle şunu belirtelim ki, Ayhan Tunca’yla tanışık olmakla birlikte muhabbetimiz bulunmamaktadır. Ama bu, hasım veyâ rakip olduğumuz anlamına da gelmemelidir. Zâten, yollarımız da hiçbir konuda kesişmemektedir. Programına rastlarsak izleyebilir, yazısına rastlarsak da okuyabiliriz. Bunu böylece belirtmiş olalım. Oral Onur’a gelince… Kendisiyle, imkân oldukça buluşur, görüşür ve anlatırız. Edirne’ye ilişkin heyecan ve bâzı kaygılarını paylaşır veyâ takdirle karşılarız. Saydığımız bir dost, sevdiğimiz bir ağabeyimiz olur. Bunu da buraya ekleyelim. 

Konuyu ayrıntıya boğup daha fazla uzatmadan, şimdi de kendi doğrumuzu yazalım. Ayhan Tunca’nın yazısıyla başlıyoruz. Mara veyâ Despina, zamânın Sırp kralı Jorj Brankoviç’in İrene Komnenus isimli karısından doğmuş kızıdır. Fâtih’in babası II. Murat’la 1435 yılında evlenmişlerdir. Fâtih, analığı Mara’yı, babası öldükten sonra uygun bir kişiyle evlendirmek istemişse de, kendisi bunu kabûl etmemiştir. Fatih’le Mara, bundan sonra gerçek bir ana oğul gibi davranmışlardır. Çocuğu olmayan Mara, 1487 yılında Hristiyan dininde ölmüş ve Makedonya’da Strumica yakınındaki “Komca Manastırı”na gömülmüştür. Mara, Fâtih’in kendisine saygısı ve aralarındaki iyi ilişkilerden olsa gerek, daha sonra onun annesi sanılmış veyâ öyle sayılmıştır. 

Hatice veyâ Hatice Halîme Hâtun ise, Candaroğullarından İsfendiyar Bey’in oğlu II. İbrahim Bey’in kızı olup, anne ve babasıyla Türktür. II. Murat’la 1423 veyâ bir yıl sonra evlenmiş olmalıdır. Fâtih’in, Padişah olduktan sonra öldürttüğü kardeşi Ahmet, bunun oğludur. Fâtih bu analığını, İshak adındaki bir baba yakınıyla evlendirmiştir. Oral Onur’un yazısında, Halîme Hâtun’un 1432-1481 târihleri arasında yaşadığı yanlışlıkla yazılmıştır. Bu târihler, Halîme Hâtun’un değil Fatih’in kendisinin yaşadığı yıllardır. Halîme Hâtun, bilgi kaynaklarına göre çok daha uzun bir ömür sürmüştür. 

Şimdi, gelelim Fâtih’in annesi Hümâ Hâtun’a. Hümâ Hâtun’un devşirilmeden önceki adının, Ester veyâ Stella olabileceği üzerinde durulmaktadır. Kendisinin bir Fransız olduğu sanılır. Hümâ Hâtun’un Fâtih’in annesi olduğu, Bursa’da bulunan türbe kitâbesinde açıkça yazılı olduğu gibi, çok güçlü bir ispat aracı da vakfiyesidir. Hümâ’nın bıraktığı vakıfları gösteren belgedeki adı, Hümâ bint-i Abdullah’tır. Yâni, Abdullah’ın kızı Hümâ! Bu, ne demek mi oluyor? Açıklayalım: Osmanlı devrinde, ihtidâ edenlerin (sonradan İslâma girenlerin) baba adları ya bilinememiş veyâ dikkate alınmamıştır. Bunun yerine, bu gibi kişilerin adlarının arkalarına erkekse “ibn-i Abdullah”, kadınsa “bint-i Abdullah” yazılmıştır. Bu ise, “Abdullah oğlu” veyâ “Abdullah kızı” demektir. Abdullah yerine, seyrek de olsa Abdülmûin veyâ Abdüssamed vb dendiği de görülmüştür. Biz, şimdi tekrar Fâtih’in annesine dönelim. Konuyu yazan târihler, Hümâ Hâtun’un ancak Fâtih’e gebe kaldıktan sonra İslâm’a girebildiğini, bâzıları ise hiçbir zaman girmediğini yazmaktadırlar! Kendisi, İstanbul’un fethinden dört yıl önce Bursa’da ölmüştür. Yukarıda yazdığımız üzere, gene Bursa’ya ve daha sonra türbeye dönüşecek kabrine gömülmüştür. 

Konuyu kendi açımızdan özetledikten sonra, görüş ayrılıklarının sebeplerini de açıklamaya çalışalım. Başta gelen sebep şudur ki, Osmanlının harem hayâtı iyi bilinmemektedir. Harem, esâsen saklılık ve gizlilik ifâde etmektedir. Durum böyle olunca da, kim kimden doğdu, kim ne zaman doğdu soruları zorlaşmaktadır. Bu konudaki yazıların hepsi, aslında bir takım kaynaklardan alınmışlardır. Rivâyet böyle muhtelif olunca, tıpkı hadislerdeki gibi, burada da sağlam, sağlıklı delil ve ispat araçları aranacaktır. Bu yazıda biz, faydalandığımız kaynakların (en çok da vakfiyenin) güvenilir ve şaşmaz belgeler olduğu kanaatindeyiz. İşte bu yüzden, doğrusu böyledir, diyebilmekteyiz! 

Konu Fâtih’ten açılmışken biraz daha devâm edelim. Fâtih, Yavuz ve Kânûnî’yle birlikte Osmanlı pâdişahları içindeki üç büyüğün birincisi sayılır. Bâzılarına göre ise en büyüğüdür. Şurası bir gerçektir ki, Fâtih, dünyâ târihinde de büyük hükümdarlardandır. Her akımdan görüş sâhipleri bunu böyle kabûl etmişlerdir. Ancak, Fâtih’e en çok da İslâmcı çevreler sâhip çıkmaktadırlar. Bunu anlayabilmek, doğrusu pek de mümkün değildir. Çünkü… Aynı Fâtih İslâm karşıtı bir çok eylemin de temsilcisi olarak, bu açıdan önder olup, çığır açmıştır! Bu çerçevede; şarap içmiş ve resmini yaptırmıştır; kânunlar yapmış ve kardeş katlini kurumlaştırmış; nikâhsız yaşamaya öncülük etmiştir. Daha da önemlisi, Avnî mahlâsıyla yazıp dîvânında topladığı şiirlerine bile yansıyan sapık bedenî zaafları vardır. Bütün bunlar, İstanbul Fâtihi’nin artı değerleri yanında İslâm akâidine uymayan eksileridirler. Özellikle de sonuncusu!.. 

Fâtih Sultan Mehmet, böyle bir sayfalık yazıya sığacak kişi değildir. Onun büyük ölçekte artı ve eksileri vardır. Ona ön yargılarla yaklaşıp bir şeyleri zorla yakıştırarak doğru yerlere varılamaz. Her bakış açısında ve her konuda objektif olunmak lâzım gelir. Objektif bir dille yazıldığı zamandır ki, gerçek bir Fâtih portresi ortaya çıkarılabilecektir. İşte o zaman, isteyen Fâtih’i sevecek, isteyen belki baş tâcı edecek, ama isteyen de mesâfeli duracaktır! Sonuç olarak, herkes bilerek ve bilinçle davranmış olacaktır. 

Biz bu yazıya bir târih olayının, Fâtih’in annesinin kimliği tartışmasıyla girip başladık. Sonra da devâm ettik. Asıl konu Fâtih’in annesiyken, onun kendi kimliğine yöneldik. Bir gerçeğin bilinmesi için bunu fırsat saydık. Ancak… Şurası önemlidir; hakkındaki bilgi kaynaklarına dayandık, iftirâ etmedik!




Mete Esin

Reklamlar

Yorumlar kapalı.