Bilindiği gibi “Ezan”, “Çağrı” demektir. Yani “Namaza çağrı”. Dilinin şu veya bu olması önemli değildir. İnsanlar bu çağrıyı duyunca camiye geliyorsa veya namazlarını kılıyorsa, mesele kalmamıştır. Dinî bakımdan, herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. Ancak 1400 küsur yıldır aynı şekilde, yani Arapça olarak okuna geldiği için, dün olduğu gibi, bugün de dünya üzerindeki 1.5 milyar Müslüman’ın ortak şifresi, ortak parolası hâline gelmiş bulunmaktadır. Ancak ezanın başka bir dilde okunmasının dinî bakımdan herhangi bir sakıncası da yoktur. Bu sebeple Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ezan okunuyorsa CHP sayesinde okunuyor” şeklindeki yaklaşımı, kesinlikle doğrudur. Çünkü, CHP’yi kuran kadro ile Millî Mücadele’yi veren kadro hemen hemen aynı kadrodur.

Başbakan’ın, Kartal mitinginde sarf etmiş olduğu “Bu CHP camileri ahıra çeviren zihniyettir.” Şeklindeki sözler, değil Türkiye Cumhuriyeti gibi büyük bir devletin Başbakanı’nın ağzına, sokaktaki sıradan bir insanın ağzına bile yakışan sözler değildir. Esasen Başbakan’ın aynı konuşmada kullanmış olduğu “Biraz dürüst ol be!” şeklindeki sözleri, onun duygu dünyasını ve fikren hangi kaynaklardan beslendiğini çok güzel ele vermektedir.

Başbakan’ın, aslında fikren nerelerden beslendiğini biliyoruz. O, büyük ölçüde, hayatlarını din istismarcılığı üzerine kuran, kerameti kendisinden menkul bazı yazarların ve nev zuhur bazı tarihçilerin yazdıklarından hareketle böyle konuşmaktadır. Bu tür tarihçilerden birisi, ismine kurmuş olduğu internet sitesinde 29 Eylül 2010 günü yazmış olduğu “Türkiye Bir Baştan Bir Başa Satılan Camiler Ülkesi Oldu” başlığı ile, 22 Şubat 2011 günü “Türkiye’de 3000’i Aşkın Cami Satıldı ve Yıkıldı” başlığı ile yazmış olduğu yazılarda Başbakan’ın sözlerine kaynaklık eder tarzda şeyler söylemiştir. Ancak yazmış olduklarının çoğu, kulaktan dolma şeylerdir. Çelişkilerle ve bilgi yanlışlarıyla doludur.

Örneğin ilk yazısında “Osmanlı çöktüğünde Türkiye devletine 5000 civarında cami ve mescit bırakmıştı ama 1935 yılında başlayan ‘camilerin satışı, vakıf taşınmaz mallarını tasfiye etme, hazineye gelir sağlama’ çalışmaları sonucu 3.000’i aşkın dinî eser yok edilmişti! Resmî tarihin fırıldakları bu gerçekleri hiç açıklayabilirler mi!” (3) diyerek Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden cami sayısını 5000 olarak verirken, ikinci yazısında “1960’lı yıllara gelindiğinde Osmanlı’dan miras olarak kalan 7000 civarındaki caminin 3000’i aşkınının yıkıldığı bilgilerine ulaşıldı” (4) diyerek bu sayıyı 5 ayda %40 oranında arttırmak suretiyle 7000 olarak vermektedir. Ayrıca aynı yazının başka bir yerinde, “Türkiye’de camilerin satılması veya yıkılması ile ilgili kanunun çıkmasından sonra yapılan araştırmalara göre Osmanlının Anadolu’da bıraktığı 7.000 civarında dinî eserin 3.500 kadarının yok edildiği bilgilerine ulaştım.” (5) diyerek, yok edilen camilerin sayısını bu sefer 3000 yerine 3.500 olarak vermektedir. Yandaş medya yazarlarının duayenlerinden sayılan bir başka yazar ise yazmış olduğu “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” isimli eserinde (6), CHP’ye yüklenme adına yukarıdaki sözlerin sahibiyle aynı paralelde laflar edebilmektedir.

Başbakan, muhtemelen işte bu tür tutarsız ve çelişkili bilgilerle dolu kitap veya makale yazan adamların söylediklerine bakarak konuşmaktadır meydanlarda. Ve elbette büyük ölçüde yanılmaktadır. Yanıldığını ve gereksiz sözler söylediğini anlamış olmalı ki; yapmış olduğu balkon konuşmasında bu tür sözlerinin muhataplarından helallik dileme durumunda kalmıştır. Sayın Başbakan adına, aslında bu bile bir erdem örneğidir. Ancak elbette yeterli değildir.

Devletimiz adına, yani resmen olmak üzere, hâlen Danimarka’da Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yapmakta olan Doç. Dr. Ahmet Onay dostumuz, 2009 yılında yayınlanan bir istatistiki çalışmasında, Türkiye’de bulunan ve 1923 yılından önceki tarihlerde yapılan cami sayısını yaklaşık 11.000, 1923 yılından sonra, yani cumhuriyet döneminde inşa edilen cami sayısını ise yaklaşık 70.000 olarak vermektedir. Dolayısıyla adı geçen yazara göre; 2009 yılı itibarıyla Türkiye’deki toplam cami sayısı yaklaşık 81.000’dir. Aynı yazar, söz konusu yazısında “Türkiye’deki camilerden 9.000’den fazlasının mülkiyetinin vakıflara ait olduğunu ve bunlardan yaklaşık 6.000’inin Osmanlı döneminden intikal eden vakıf eseri camiler olduğunu” da söylüyor. Ahmet Onay tarafından verilen çarpıcı bilgilerden birisi de “1970-2000 yılları arasında 45.000 civarında yeni cami yapılmış veya eskiler yıkılarak yenilenmiştir” (7) şeklinde verilen bilgidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmî internet sitesinde ise 2010 yılı sonu itibarıyla Türkiye’deki toplam cami sayısı 81.984 olarak verilmektedir. (8)

Hesap ortadadır; Cumhuriyet döneminde yaklaşık 71.000, sadece 1970-2000 yılları arasında ise yaklaşık 45-50 bin cami yapılmıştır. Verilen tarihler arasında Türkiye, sadece AKP ve onun zihniyetindeki partilerce yönetilmediğine ve CHP tarafından da yönetildiğine göre, CHP nasıl oluyor da cami yıkıcısı, cami satıcısı ve Başbakan’ın haksız ve yakışıksız tabiriyle camileri ahıra dönüştüren bir zihniyeti temsil ediyor?

Peki, AKP devrinde cami ve Kur’an Kursu yıkımı, hatta sıkı durun, cami satışı olmamış mıdır? Elhak olmuştur! Çünkü ben Ankara’da yaşayan bir vatandaş olarak gözlerimle görüyorum ki; “Esenboğa Protokol Yolu”nun Ankara girişinde bulunan Hasköy-Şenyurt mahalleleri ile Aktepe-Yeşiltepe mahallesinin arka yamaçlarında birçok cami yıkılmış vaziyettedir. Bu bölge, şu anda, tıpkı baraj suları altında kalan Adıyaman’a bağlı Samsat ilçesi gibi bir görüntü vermektedir. Çünkü Ankara’nın bahsi geçen semtlerinde hemen her tümseğin ve yükseltinin başında bir minare yükseliyor ama ortada cami namına hiçbir şey yoktur. Şehirleşme ve gecekondu önleme projeleri adına o bölgedeki camilerin tamamı yerle bir edilmiştir! Öğrenebildiğim kadarıyla, yönetimleri Altındağ ve Keçiören Müftülükleri tarafından deruhte edilen en az 20 cami yıkılmıştır bu bölgede. Neymiş efendim TOKİ, o bölgede modern evler yapacakmış. Aynı acıklı manzara, muhtemelen diğer şehirlerimizde de mevcuttur.

Modern şehir kurma düşüncesiyle Ankara’nın Hasköy semtinde onlarca camiyi buldozerlerle yerle bir eden, Nisan/2007 ayı içinde İstanbul’un Kasımpaşa semtinde faaliyette bulunan “Büyük Piyale Paşa Kur’an Kursu”nu yine aynı şekilde hâk ile yeksan eden ve yıkıma direnen kadınlı erkekli bütün Müslümanları coptan geçirten AKP yönetiminin, CHP’yi cami ve Kur’an Kursu düşmanı olarak suçlarken biraz olsun düşünmesi gerekir. Dönemin SP Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek bu konuda şöyle demiştir:

“Kur’an Kursu, İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen yıkıldı. Büyük Kulüp Derneği’nin Kadıköy Fenerbahçe Körfezi’nde denize yaptırdığı kaçak inşaatına dokunmaya korkan AKP Hükûmeti ve belediyeleri, halkın kendi parasıyla yaptırdığı kurumları yıkma kararında bir an bile tereddüt etmiyor. Büyük Kulüp ve Acaristanbul yerlerinde kale gibi duruyor“. (9)

Peki, gerektiğinde cami ve Kur’an Kursu gibi yapılar yıkılabilir mi? Bu sorunun cevabı, herhâlde yıkılan yapıların yerini nasıl değerlendireceğinizle alakalıdır. Dinî yönden bu konuda fetva verecek ehliyete sahip değilim ama, sahip olduğum akıl ve mantık, ammenin, yani toplumun ihtiyacı varsa, yani toplumsal bir ihtiyaç giderilecekse, örneğin yol geçecekse, hastane ve okul yapılacaksa, camiler yıkılabilir ve yerlerine bu tür yapılar pekâlâ yapılabilir.

Camiler, gerektiğinde bu tür toplumsal ihtiyaçlar için kullanılabilir.

 * * * Devam Edecek…

 

 

Ömer Sağlam

    

5-Aynı yazı,

6-Kitabın yazarı Mehmet Şevket Eygi’dir,

7-Ahmet Onay, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Camilerin Finansmanı” başlıklı makalesi, bk. http://www.dem.org.tr/ded/18/ded18mak3.pdf & Ayrıca bk. Ahmet Onay, Türkiye’nin Cami Profili (Fizikî ve Sosyolojik Açılardan Bir Analiz), Dem Yayınları, İstanbul, 2008,

Reklamlar

Yorumlar kapalı.