EY *İSMET PAŞA, HİTLER’E BENZER Mİ?

Yayınlandı: 04 / [019] KONUK YAZARLAR
Etiketler:

Bazıları gündemi değiştirmek için akıl almaz çarelere başvuruyor, insanların kafalarını karıştırıyor. Liboşlar dışındaki aydın kesim bunlara gülüp geçiyor, umursamıyor, rastgele söylenmiş bir söz olarak niteliyor… Kısacası üzerinde durmuyor. Amaaa!.. Bunun bir de aması var; tekke kültüründen (!) nasiplenmiş, hoca efendilerin rahle-i tedrisinden geçmiş olanlar, yalan yanlış, kasıtlı söylenenleri dikkate alıyor!..
Başbakan, AKP Grup toplantısında “CHP lideri Baykal son derece çirkin, son derece münasebetsiz bir benzetme yapıyor” dedikten sonra kendisinden beklenmedik sözler söylemiş;
“Kendisini Churchill’e, bu ülkenin hükûmetini de Hitler’e benzetiyor. Eğer illa Hitler’e benzetilecek bir siyasi figür aranıyorsa Genel Merkezlerindeki eski Genel Başkan fotoğraflarına baksınlar. Orada Führer’e özenip kendisine Milli Şef dedirtmiş Genel Başkanlarının Hitlervari bıyıklarının altından kendilerine gülümsediğini görecekler. Ona baksınlar.”
Bu sözlerin söylenmesine neden olan Deniz Baykal acaba ne demişti?“İkinci Dünya Savaşında Churchill, Hitler’e karşı; dağda, denizde, ovada sonuna kadar mücadele edeceğiz” demişti. “Biz de bu üç maddeye karşı, parlamentoda, referandumda, Anayasa Mahkemesi’nde sonuna kadar mücadele edeceğiz.” Türkiye’ye gelmiş geçmiş bütün başbakanların, akıllarından geçirmediği, söylememesi gereken bir söz… İsmet Paşa’ya Hitler benzetmesi…
Birbiriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan iki devlet adamı…

Böyle bir benzetmeyi yapabilmek için her şeyden önce iyi bir tarih bilgisine gereksim vardır. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında okutulan tarih dersleri ile böyle bir bağlantı yapılabilmesi abesle iştigal olur… Her zaman yazdığım ve söylediğim gibi siyasilerin çok iyi bir tarih bilgisine sahip olması gerekir. Özellikle Osmanlı’nın son dönemlerini, bugünkü IMF’nin başlangıcı olan Düyun-u Umumiye’yi, İstanbul’un İşgalini, son padişahların çaresizliğini, aczini ve her şeyden önce de Atatürk ve arkadaşlarının emperyalizme karşı başlattığı mücadeleyi, Kurtuluş Savaşı’nı, Sevr’i ve Lozan’ı, Cumhuriyetin kuruluşunu bilmek gerekir. Bunun için de orta öğretimde okutulan tarih dersleri yeterli değildir. İnsan çok okuyarak kendisini geliştirebilir. Geliştiremiyorsa veya öğrenmek istemiyorsa sessiz kalmalı, böylesine bilgi birikimi isteyen konulara girmemelidir.
Hitler’den söz edeceksen Alman Tarihini, I.Dünya Savaşı’nı ve ardından II. Dünya Savaşı’nı bileceksin. Bilmiyorsan bu konulardan kaçınacaksın. ABD güdümünde yapılmış savaş filmleri dışında bu konuda pek çok gerçekçi belgesellerde var. Örneğin Normandiya Çıkarması, Kuzey Afrika harekâtı ve Rommell, Kardeşler Takımı gibi… Ayrıca o dönemleri objektif biçimde yansıtan Türkçeye çevrilmiş kitaplar da bulunuyor. Bunların başında da Lıddell Hart’ın iki ciltlik “II. Dünya Savaşı Tarihi”, Hitler’in yazdığı “Kavgam”, Paul Carell’in “Barbarossa Harekâtı”, William Shirer’in “Günü Gününe Nazi İmparatorluğu”, Henrik Eberle-Matthias Uhl’nin “Hitler Kitabı” geliyor… Bunun dışında yabancı dil bilen meraklılar için de yabancı dillerde yayınlanmış yığınla kitap var… Türkiye’de bu konuda yazılmış çok sayıda bilimsel ve popüler makale var.
Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik “İkinci Adam” İsmet Paşa’yı tanıtan ana kaynak durumundadır. Onun yanı sıra Metin Toker’in “Demokrasimizin İsmet Paşa’lı Yılları” , “İsmet Paşa’yla On Yıl” isimli kitapları mutlak okunması gereken eserlerdir. Fırsat bulunursa Akis dergisi koleksiyonları da özellikle siyasiler tarafından okunmalıdır.
Hitler, I.Dünya Savaşı ardından Batı emperyalizmine baş kaldıran, devletin içerisine düştüğü ekonomik bunalımdan kurtaran bir liderdir. Ancak II. Dünya Savaşı’nda elde ettiği başarılar başını döndürmüş, durmasını bilememiştir. Bu da onun hazin sonunu hazırlamıştır. Bir başka şansızlığı da ABD’nin savaşa katılmasıdır.
İsmet Paşa’ya gelince, Kurtuluş Savaşı sonrasında bazı gericilerin iddia ettiği gibi Lozan bir hezimet değil, diplomatik bir zaferdir. Hitler başarılarından sonra diktatörlüğe yönelmişse de İsmet Paşa, Atatürk’ten sonra demokrasiyi Türkiye’ye getiren liderdir. Her ikisini karşılaştırmak olanaksızdır.
Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet Paşa 11 Kasım 1938’de Cumhurreisi seçilmiştir. İsmet Paşa Reisicumhur olduktan sonra Celal Bayar’ın CHP Genel Başkan Vekili sıfatıyla partinin dördüncü fevkalade kurultayını 26 Aralık 1938’de toplantıya çağırmıştır. O zamanki mecliste tek partiyi oluşturan CHP’nin 375 mebusu ile teşkilattan gelen 216 delege CHP Kurultayına katılmıştır. Kurultay’da şu kararlar alınmıştır:
Partinin banisi (kurucusu) ve ebedi başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Kemal Atatürk’tür. Partinin değişmez Genel Başkanı İsmet İnönü’dür.
Kurultayda bu maddeler öngörüldükten sonra Celal Bayar tarihi konuşmasını yapmıştır;
“Genel Başkanımız, Milli Şefimiz, Cumhurreisimiz İsmet İnönü müstesna bir lütuf olmak üzere bendenizi Genel Başkan Vekilliğine tayin buyurdular. Muvacehenizde ki (önünüzdeki) büyük Türk milletinin huzuru demektir, kendilerine arz-ı şükran ederim. Şefimizin arzuları ve sizin yüksek istekleriniz; milletin, büyük Partimizin siyasi programı ile çevrelenen dilekleri demektir.”
Kurultayda İsmet Paşa’ya bağlılığını bildiren takriri de Adnan Menderes okumuştur;
“Partimizin değişmez Genel Başkanlığına intihap olunan Türkiye Devleti’nin büyük Reisicumhuru ve kahraman Türk ordusunun yüce başbuğu, Milli Şef İsmet İnönü’ye “Büyük Kurultay”ın yürekten saygı ve bağlılığının arzına karar verilmesini ve bu kararın kendisine sunulmasını derin saygılarımızla teklif ederiz.”
Sonraki yıllarda Demokrat Partiye kuran, o zamanlar Başbakan ve CHP milletvekili olan Celal Bayar ile Adnan Menderes’in teklifi ile Kurultay, İsmet İnönü’’yü Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan yapmışlardır.
Yıllar sonra Milli Şef unvanını küçümseyenler, bunu bir diktatörlük olarak görenler, kendisini diktatör ilan etti diyenler öncelikle bunları öğrenmek zorundadırlar. İsmet Paşa o günün koşullarına göre diktatör olarak kalabilirdi, ancak O’nun demokrasi anlayışıyla “Milli Şef” sıfatını daha sonra kendisi kaldırtmıştır. II. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra demokratik düzene geçmiş, 1946 seçimlerinden sonra kaybetmesini “Benim en büyük zaferim” diyerek tanımlamıştır.
Günümüzde siyasilerin bile İsmet Paşa’yı yeterince tanımadığını üzüntü ile görüyoruz…
Hitlervari bıyık meselesine gelince; Hitler ile İsmet Paşa bıyıkları arasında hiçbir benzerlik bulunmuyor. Kaldı ki, bulunsa ne olur? Hitler’in bıyıkları çok daha gür, İsmet Paşa’nın bıyıkları daha küçük ölçüdedir. O zamanın modası böyle bıyıkları öngörüyordu. Alman İmparatoru II. Wilhelm de Türkiye’ye gelişinde yeni bir bıyık modası yaratmıştı. Çoğu insan II. Wilhelm’in bıyıklarını taklit etmiştir. Bunların başında da Enver Paşa geliyordu. Günümüze baktığımızda bazı siyasilerde görülen aynı tornadan çıkmışçasına kırpık bıyıklar, futbolcularda kirli sakallar moda değil mi?
Böylesine boş şeylerle uğraşacağımıza ekonomiyi düzeltmek, işsizlere iş bulmak ve hepsinden öte teröre son verip her gün yeni şehit haberlerinin önüne geçmek, kayıkçı kavgalarına son vermek daha akılcı değil mi?
Kısacası, ünlü insanların hayatına ve geçmişine bakıp ders almak bizi olaylardan ve tehlikelerden uzaklaştırır…

Erdem Yücel [Konuk Yazar]
erdemyucel2002@hotmail.com


Reklamlar

Yorumlar kapalı.